<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İsmet Efendi Vakfı</title>
	<atom:link href="https://www.ismetefendi.org.tr/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.ismetefendi.org.tr</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Thu, 19 Oct 2023 07:56:50 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>
	<item>
		<title>Video ve Ses Arşivi</title>
		<link>https://www.ismetefendi.org.tr/video-ve-ses-arsivi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsmet Efendi Vakfı]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 Nov 2022 14:15:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İsmet Efendi Vakfı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ismetefendi.org.tr/?p=946</guid>

					<description><![CDATA[<p>NURİ EFENDİ &#160; MEMDUH PAŞA&#8217;NIN TEKKEYE GELİŞİ &#160; ALİ HAYDAR EFENDİ VE İSKİLİPLİ ATIF HOCA EFENDİ&#8217;NİN HAPİSANE GÜNLERİ &#160; ALİ HAYDAR EFENDİ&#8217;NİN KİŞİLİĞİ</p>
<p>The post <a href="https://www.ismetefendi.org.tr/video-ve-ses-arsivi">Video ve Ses Arşivi</a> first appeared on <a href="https://www.ismetefendi.org.tr">İsmet Efendi Vakfı</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>NURİ EFENDİ</p>
<p><iframe src="//www.youtube.com/embed/bm1CX1VwhfI?rel=0" width="300" height="225" frameborder="5" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>MEMDUH PAŞA&#8217;NIN TEKKEYE GELİŞİ</p>
<p><iframe src="//www.youtube.com/embed/DCrVpOVXwHU?rel=0" width="300" height="225" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>ALİ HAYDAR EFENDİ VE İSKİLİPLİ ATIF HOCA EFENDİ&#8217;NİN HAPİSANE GÜNLERİ</p>
<audio class="wp-audio-shortcode" id="audio-946-1" preload="none" style="width: 100%;" controls="controls"><source type="audio/mpeg" src="http://www.ismetefendi.org.tr/audio/hapis.mp3?_=1" /><a href="http://www.ismetefendi.org.tr/audio/hapis.mp3">http://www.ismetefendi.org.tr/audio/hapis.mp3</a></audio>
<p>&nbsp;</p>
<p>ALİ HAYDAR EFENDİ&#8217;NİN KİŞİLİĞİ</p>
<audio class="wp-audio-shortcode" id="audio-946-2" preload="none" style="width: 100%;" controls="controls"><source type="audio/mpeg" src="http://www.ismetefendi.org.tr/audio/alihaydar.mp3?_=2" /><a href="http://www.ismetefendi.org.tr/audio/alihaydar.mp3">http://www.ismetefendi.org.tr/audio/alihaydar.mp3</a></audio><p>The post <a href="https://www.ismetefendi.org.tr/video-ve-ses-arsivi">Video ve Ses Arşivi</a> first appeared on <a href="https://www.ismetefendi.org.tr">İsmet Efendi Vakfı</a>.</p>]]></content:encoded>
					
		
		<enclosure url="http://www.ismetefendi.org.tr/audio/hapis.mp3" length="0" type="audio/mpeg" />
<enclosure url="http://www.ismetefendi.org.tr/audio/alihaydar.mp3" length="0" type="audio/mpeg" />

			</item>
		<item>
		<title>Vakıf Senedi</title>
		<link>https://www.ismetefendi.org.tr/vakif-senedi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsmet Efendi Vakfı]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 Nov 2022 14:14:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İsmet Efendi Vakfı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ismetefendi.org.tr/?p=943</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; İSMET EFENDİ HAZRETLERİ’NİN BU MEKANI VAKFETTİĞİNİ BELGELEYEN TARİHİ EVRAK İSMET EFENDİ VAKFI’NIN GÜNCEL VAKIF SENEDİ &#160; İSMET EFENDİ HAZRETLERİ’NİN BU MEKANI VAKFETTİĞİNİ BELGELEYEN TARİHİ EVRAK Mahreç berat kaydında muharrer vakfı 1294 tarihi ile idareye kaydedilmiş olan huzur ilamında İstanbul’da Sultan Selim Han-ı Kadim  aleyhirrahmetü rabbürrahim Hazretleri Camii Şerifi civarında Cebecibaşı Mahallesinde sakin iken 1290 [...]</p>
<p>The post <a href="https://www.ismetefendi.org.tr/vakif-senedi">Vakıf Senedi</a> first appeared on <a href="https://www.ismetefendi.org.tr">İsmet Efendi Vakfı</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p><a href="#tarihievrak"><b>İSMET EFENDİ HAZRETLERİ’NİN BU MEKANI VAKFETTİĞİNİ BELGELEYEN TARİHİ EVRAK</b></a></p>
<p><a href="#vakifsenedi"><b>İSMET EFENDİ VAKFI’NIN GÜNCEL VAKIF SENEDİ</b></a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a name="tarihievrak"></a></p>
<h4 style="text-align: justify;"><b>İSMET EFENDİ HAZRETLERİ’NİN BU MEKANI VAKFETTİĞİNİ BELGELEYEN TARİHİ EVRAK</b></h4>
<p style="text-align: justify;"><a href="https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2013/09/vakfiye-1.jpg" rel="lightbox"><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-536 alignright" style="border: 3px solid #c48e48; margin-right: 0px; margin-left: 15px;" src="https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2013/09/vakfiye-1.jpg" alt="k3" width="200" height="350" /></a>Mahreç berat kaydında muharrer vakfı 1294 tarihi ile idareye kaydedilmiş olan huzur ilamında İstanbul’da Sultan Selim Han-ı Kadim  aleyhirrahmetü rabbürrahim Hazretleri Camii Şerifi civarında Cebecibaşı Mahallesinde sakin iken 1290 senesi Zilkadet-üş’şerifesinin 16. günü vefat eden Tarikat-ı Aliyye-i Nakşibendiyye-i Halidiyye’den Yanyevi Eş-Şeyh El-Hâc <strong>Mustafa İsmet Efendi</strong> ibni Abdullah’ın veraseti zevce-i menkuha-i metrukesi Adviye Hanım ibnetü Hüseyin Efendi ibni Mehmet Sinan ile müteveffa zevcesi Hasibe Hanımdan mütevelli sulbî kebir oğlu Mehmet Zahid Efendi ve mûmâileyha Adviye Hanımdan mütevellitler sulbî mürahık oğlu Abdullah Behaeddin Efendi ve sulbî sağîr oğlu Mehmed Sıddık Efendi ve sulbiye sağire kızı Hacer Nakşiyye Hanıma isabeti tahkikinden sonra verese-i mûmâileyhimden nefsinden asıl ve karındaşları sağar mûmâileyhim caî hususta  hasb-el’izah kıbel-i şerhten vasi nasb ve tayin olunan merbut arzuhal sahibi mûmâileyh Mehmed Zahid Efendi bilmaiyye ru’yete halen Evkaf müfettişi Mekke-i Mükerreme paye-i refîıyane mübahi faziletli Mehmed İzzet Efendi hâzır oldukları halde Salı günü Huzur-u Hazret-i Fetvapenahîde ma’kut Meclis-i Şer’imizde zikr-i âti menzile elyevm müstakilleten vaz’-ı yed-i mütehakkık olan derûn-ı arz-ı hal-i mezkure ism-i mezkure marifetu-z’zât zevce-i mûmâileyha Adviye Hanım tarafından husus-ı atiy-ül’beyanda Vekalet-i Âmme-i Mutlaka-i Sahiha-i Şer’iyye ile vekil sicil-i şer’isi Cami-i Şerif-i mezkur kayyımbaşısı Abdullah Efendi ibni Halil muvacehesinde mahruse-i Galataya muzaf İstinye nahiyesine tabi Yeniköy’de sakin Âmedî odası hulefasından İzzetli Mehmed Memduh Bey necl-i El Merhum Vüzerâ-i İzam’dan Mustafa Mazlum Paşa hâzır olduğu halde yedimde olup 1290 senesi şehr-ü Rabiulahir’in dokuzuncu günü tarihi ile müriha ve ol tarihte İstanbul’da Ahi Çelebi Mahkemesi nâibi bulunan Mevâlî-i İzam’dan Dağıstanlı faziletli Abdullah Şükrü Efendi’nin imza ve hatemini haviye diğer iki kıt’a Hüccet-i Şer’iyye-i Natıka olduğu üzere mahalle-i mezkurede <b>İsmail Efendi Camii sokağında</b> vaki muayene olunan müsevvid Hafız Ömer menzili ve bir taraftan Keçecizade hafidi merhum Abdülhalim Efendi arsası ve iki taraftan tarîk-i âmm ile mahdut arsası Nakib’ül-Eşraf Es-seyyid İbrahim Efendi kerimesi merhume Emine Hanım ve Kazasker merhum Yusuf Efendi vakıflarına ve her şehr 240 akçe mukata-i kadimeli dâhiliye ve hariciyeli, <b>fevkânî altı bâb oda ve bir sofa ve iki memşâ ve tahtâni kezalik dahiliye ve hariciyeli altı bâb oda ve bir sofa ve iki memşâ ve bir kârgir su haznesi ve bir matbah ve menzil-i mezkur bahçesinde vaki kârgir iki bâb oda ve üç bâb ahşap duvarcı odası ve bir kebir samanlık ve bahçe-i mezkure tahtında mahzen ve ekmekçi fırını ve eşcâr-ı müsemmire ve gayr-ı müsemmireli kebir bahçe ve limonluk ve üç sokak kuyusu müştemil bilcümle ebniye ve eşcarı ‘mülk 18’ numara ile murakkam bir bâb menzil pederim ve murisimiz müteveffa mûmâileyh Eş-Şeyh El-Hacc Mustafa İsmet Efendi’nin hayatında müstakillen yedinde mülkü olup,</b> ba’de vefatihi benimle karındaşlarım siğâr mûmâileyhim ve üveyi validem müvekkile-i mûmâileyha Adviye Hanımdan bertashih-i mezkur mevrus olmuş iken üveyi validem müvekkile-i mûmâileyha Adviye Hanım menzil-i mahdud-u mezkuru fuzuli ve bigayr-i hakk müstakillen zabt ve hâlâ vaz’ıyyet eylemiş olmakla sual olunup menzil-i mahdud-u mezkuru benimle karındaşlarım ve siğar mûmâileyhim bertashih-i mezkur cem’an 7 sekim hisse-i irsiyye-i şaiyamızda keyfiyyet ve layıkı vechile bana teslim üveyi validem müvekkile-i mûmâileyha Adviye Hanım’a izafetle vekil-i mûmâileyh Abdullah Efendi tenbih olmak üzere matlubumdur deyu bi’l-isale ve bi’il-vesaye dava ettikte vekil-i mûmâileyh Abdullah Efendi dahi cevabında arsası ve vakfiyye-i mezkuruna mukata-i kadime-i mezkurlu bilcümle ebniyesi mülk menzil-i mahdud-u mezkur müteveffa-i mûmâileyh<span style="text-decoration: underline;"> <b>Eş-Şeyh El-Hâc Mustafa İsmet Efendi’nin hayatında yedinde mülkü iken müteveffa-i mûmâileyh hal-i hayat ve sıhhatinde menzil-i mahdud-u mezkurunu zâviye eyleyup, derûnunda Tarikat-ı Aliyye-i Nakşibendiyye-i Halidiyye uslubu vechile zikr ve tesbih olunmak üzere vakf idüp</b></span> tevliyet ve meşihatı hayatta oldukça nefsine ve irtihal-i dâr-ı beka eylediğinde tevliyeti hâzır mûmâileyh Mehmed Memduh Beye ve mûmâileyh Mehmed Memduh Beyin vefatından sonra mûmâileyh Mehmed Memduh Beyin ebnâsına ve ebnâ-i ebnâsına ve ebnâ-i ebnâ-i ebnâsının batnen ba’de batnin ekber ve aslahına ve ba’d’el-inkıraz <b>hulefa ve mürîdanın intihabı ile tayin olunacak kimesneye ve dahi süknâsı dahi müvekkilem mûmâileyha Adviye Hanıma ve meşihatı dahi oğlum sağir mûmâileyh Abdullah Behaeddin Efendi’nin sinn-i rüşde bi’l-vusul kesb-i liyakatle mürîdan canibinden tasdik-i kabul oluncaya değin tarafından bi’n-niyabe idare olunmak üzere ekseriyet-i ârân-ı mürîdan ile intihab olunacak kendi hulefasından bir zat idare edip mûmâileyh Abdullah Behaeddin Efendi ber minval-i muharrir kesb-i liyakatle müridan tarafından tasdik ve kabul olundukta mûmâileyh Abdullah Behaeddin Efendiye ve ba’de vefatihi mürîdan intihabı ile kezalik kendi hulefasından bir zâta ve kendi hulefası inkırazından sonra kezalik müridan intihabıyla mutlaka Tarikat-ı Aliyye-i Nakşibendiyye-i Halidiyye hulefasından münasib bir zata tevcih oluna deyu şart ve tayin idüp </b>teslim-i ile’l mütevelli ve tescil-i şer’î ettirmeksizin mûmâileyh Eş-Şeyh El-Hâc Mustafa İsmet Efendi vefat idüb müvekkilem mûmâileyha Adviye Hanım <b>menzil-i mahdud-u mezkûrun min ciheti’s-süknâ meşrut-ı ileyhâsı olduğuna binaen </b>menzil-i mahdud-ı mezkurun müstakilleten zapt ve vaz-ı yed eder deyu hâzır mûmâileyh Mehmed Memduh Bey’in tasdikiyle asil ve vasî mûmâileyh Mehmed Zahid Efendi’in inkarına bilvekale eylediği def’ati her biri evvela bâ varaka-i <i>(… sayfanın altı kopmuş</i>) İstanbul’da Mesih Paşa Mahallesi imamı El-Hâc Mehmed Efendi ibni el-Hac Ahmed ve Muhtar-ı Ûla el-Hac Ali Efendi ibni Mehmed ve Muhta-ı Sâni el-Hac Abdülkadir Efendi ibni Mustafa ve İstanbul’da Sultan Ahmed Han tâbe serâhü Hazretleri Cami-i Şerifi kurbinde Firuz Ağa Mahallesi imamı el-Hac Hasan Efendi ibni Ahmed ve Muhtar-ı ûla Hafız Ahmed Efendi ibni Ali ve Muhtar-ı sâni Mehmed Ağa ibni Hüseyin ve Mehmed Hayri Efendi ibn-i Ali ve es-Seyyid Hüseyin Galip ibn-i İbrahim ve serâ ve ba’dehû mezbûrûn ile sâlifü’z zikr Mesih Paşa Mahallesi ahalisinden Abdullah Vehbi Efendi ibni Emin Mükerremî ve el-Hac Mehmet Efendi ibni Ali ve Ahmed Şakir ibni Mustafa ve es-Seyyid el-Hac Mehmed Tevfik Efendi ibni es-Seyyid el-Hac Mustafa ve Mehmed Ağa ve her biri mârâ’l beyan Firuz Ağa Mahallesi ahalisinden Hüseyin Necmi Efendi ibni el-Hac Mehmed Akif ve Mehmed Rüstem Bey ibni Abdullah ve hüseyin Efendi ibni ve Mahmud Efendi ibni Hasan ve Mehmed Selim Ağa ibni Ebubekir ve Mehmed ibni İbrahim ve Mehmed Said Efendi ibni Abdullah ve Osman Ağa ibni Ali’den alenen ed-dürrü’t-tezkiyye adl ve makbulü’ş-şehade idükleri ihbar olunan Mehmed Naib Efendi ibni Şerif Lütfullah bin Muhsin ve İbrahim Edhem Efendi bin Mustafa bin Yusuf ve Hüseyin Efendi ibni Hüseyin bin Osman nam kimesnelerin menzil-i mahdud-ı mezkuru irâ ve tayin-i hudud iderek bi’l muvacehe ber nehe-i şer’î eyledikleri şehadetlerine (&#8230;) mucibince menzil-i mahdud-ı mezkurda vakfiyeline kemâ hüve’l mestur fi’l kütüb-i fıkhıyye ba’de’l hükm müddei asıl ve vasıyy-ı mûmâileyh Mehmed Zahid Efendi dava-yı mezkuresiyle müvekkile-i mûmâileyha Adviye Hanım’a bîvech şer’i muazaradan men’ olunduktan sonra mûmâileyh Mehmed Zahid Efendi bi’l isale meclis-i ma’kud-ı mezkurda vekil mûmâileyh Abdullah Efendi muvacehesinde vekil mûmâileyh Abdullah Efendi müvekkilesi mûmâileyha Adviye Hanım’ın malından bana yüz aded yüzlük Mecidî altun şer’an def’ ve teslim eylediğinde ben dahi yedinden bi’l asâle ahz ve kabz eyledikten sonra sâlıf yüz aded yüzlük Mecidî altununu mûmâileyh Abdullah Efendi’nin emriyle umurıma sarfla ba’de’l istihlak vekil mûmâileyh Abdullah Efendi ber minval-i muharrır bana medfuh olan mezkuru yüz aded yüzlük Mecidî altunun istirdadına müteallıka davadan müvekkilesi mûmâileyhaya izafetle bi’i vekale benim zimmetim ibra-i sahih-i şer’î ile kabulumun havi ibra ve iskat eyledi dediğini vekil mûmâileyh Abdullah Efendi tahkik ve tasdik eylediği huzur-u âlilerine i’lam olundu.</p>
<p style="text-align: justify;">El-emru limen lehü’l emr fi’l yevmi el-hâmis ve’l ışrîn min rabî’ül evvel liseneti ihdâ ve tıs’în ve mieteyn ve elf deyu muharrer bulunmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">14 Şubat 1324.</p>
<p><a name="vakifsenedi"></a></p>
<h4 style="text-align: justify;"><b>İSMET EFENDİ VAKFI’NIN GÜNCEL VAKIF SENEDİ</b></h4>
<p style="text-align: justify;" align="center"><b>İSMET EFENDİ </b><b>EĞİTİM, KÜLTÜR, YARDIMLAŞMA VE TARİHİ ESERLERİ KORUMA VAKFI</b></p>
<p style="text-align: justify;"><b>VAKIF:</b></p>
<p style="text-align: justify;">Madde 1-Vakfın adı “İsmet Efendi Eğitim, Kültür, Yardımlaşma ve Tarihi Eserleri Koruma Vakfı”dır. Kısa adı “İsmet Efendi Vakfı”dır.</p>
<p style="text-align: justify;">İşbu resmi senette sadece Vakıf denilecektir.</p>
<p style="text-align: justify;"><b>VAKFIN MERKEZİ:</b></p>
<p style="text-align: justify;">Madde 2-Vakfın merkezi İstanbul’dur. Yazışma adresi: Balat Mh. İsmailağa Sk. No:40 Fatih/İstanbul’dur. Yönetim Kurulu kararıyla adres değişikliği yapılabilir. İlgili mevzuat çerçevesinde vakıf yönetim kurulu kararı ve yetkili makamlardan izin almak kaydıyla yurt içinde veya dışında şube ve temsilcilikler açılabilir.</p>
<p style="text-align: justify;"><b>VAKFIN AMACI:</b></p>
<p style="text-align: justify;">Madde 3 &#8211;</p>
<p style="text-align: justify;">1. Türkiye&#8217;nin ilmi, kültürel, sosyal ve ekonomik gelişmesine yardımcı olmak, bilgili ve aydın gençlerin yetişmesine maddi ve manevi katkıda bulunmak,</p>
<p style="text-align: justify;">2. Eğitim, öğretim, sağlık, sosyal, kültür ve dini alanlarda yasaların öngördüğü ölçülerde tesisler kurmak, kurulmuş olanları desteklemek,</p>
<p style="text-align: justify;">3. Tarihi ve Kültürel değerlere haiz eski eserler ile doğal çevreyi korumak, yaşatmak, ihya ve imar etmek</p>
<p style="text-align: justify;">4. İnsanlar arasında, sosyal ve ekonomik yardımlaşma ve dayanışmayı sağlamak, bu amaçlara yönelik faaliyetlerde bulunmak,</p>
<p style="text-align: justify;">5. Milli, manevi, tarihi ve kültürel değerleri araştırmak, geliştirmek, korumak, yaşatmak, değerlendirmek, yaymak, tanıtmak ve bu suretle milli ve manevi değerlerimizin bütünlüğünün güçlenmesine katkıda bulunmak,</p>
<p style="text-align: justify;">6. Özellikle şu an cami olarak hizmet vermekte olan Fatih Çarşamba’daki Yanyalı Mustafa İsmet Efendi Dergahı ve çevresindeki tarihi yapıların  imar, ihya, bakımı ve onarımını sağlamak</p>
<p style="text-align: justify;">7. <strong>Yanyalı Mustafa İsmet Efendi’nin</strong> ve bu mekanda faaliyette bulunmuş diğer şahsiyetlerin eserlerini araştırmak, derlemek, yayınlamak ve yaşatmak.</p>
<p style="text-align: justify;"><b>VAKFIN FAALİYETLERİ </b></p>
<p style="text-align: justify;">Madde 4- Vakıf amaçlarını gerçekleştirmek üzere ilgili mevzuat dahilinde;</p>
<p style="text-align: justify;">a)     Vakıf amaçları doğrultusunda yurt içinde ve yurt dışında ilmi araştırmalar, konferanslar, ilmi ve kültürel toplantılar, eğitim programları ve anma günleri düzenler, basılı yayınları hazırlar, dağıtır ve bu konularda çalışma yapanlara destek olur, tesisler kurar,</p>
<p style="text-align: justify;">b)     Vakıf amaçları doğrultusunda kütüphaneler, araştırma ve dokümantasyon merkezleri, enstitüler, her seviyede eğitim ve öğretim kurumları (Anaokulu, Kreş, ilk,orta,Yüksek okul vs.) kurslar, yurtlar, aşevleri, huzurevleri, sağlık ve sosyal yardım tesisleri, sportif tesisler kurar, işletir, yiyecek, giyecek ve yakacak yardımları yapar, ilmi, eğitim, kültür amaçlı yurt içi ve dışı seyahatler düzenler,</p>
<p style="text-align: justify;">c)     Tarihi ve kültürel değerlere haiz eski eserleri ve doğal çevreyi ihya ve imar maksadıyla yetkili makamlardan izin almak suretiyle rölöve, restitüsyon ve restorasyon  projeleri hazırlar veya hazırlattırır, uygular, ağaçlandırma ve çevre koruma faaliyetlerinde bulunur, bu amaçla faaliyet gösterenlere yardımcı olur.</p>
<p style="text-align: justify;">d)     Tarihi, kültürel ve manevi değerlerimizin en güzel şekliyle muhafazası, tanıtımı ve bunların gelecek nesillere aktarılması gayesiyle müze, tanıtım merkezleri ve sanat galerileri açar, eğitim programları düzenler.</p>
<p style="text-align: justify;">e)     Vakfa gelir elde etmek amacıyla işletmeler, şirketler kurar, kurulmuşlara ortak olur,</p>
<p style="text-align: justify;">f)      Her seviyedeki öğrencilere burs ve sosyal yardımlarda bulunur, fakirlere ve ihtiyaç sahiplerine gıda,temizlik, yakacak, giyecek vb. her türlü yardımı sağlar,</p>
<p style="text-align: justify;">g)     Vakıf amaçları doğrultusunda  faaliyet gösteren diğer vakıf ve benzeri kurum ve kuruşlarla her türlü maddi ve manevi yardımlaşmalarda bulunur,</p>
<p style="text-align: justify;">h)     Vakıf amaçlarını gerçekleştirebilmek üzere mevzuata uygun her türlü tasarrufta bulunur.</p>
<p style="text-align: justify;"><b>VAKFIN GAYESİNİ GERÇEKLEŞTİRMEK İÇİN YAPABİLECEĞİ İŞ VE İŞLEMLER:</b></p>
<p style="text-align: justify;">Madde 5- Vakıf gayesine ulaşmak için yasal sınırlamalar dışında, miktar ve değeri kısıtlanmamış taşınır ve taşınmaz mallara bağış, vasiyet, satın alma ve kiralama suretiyle sahip olmaya ve kullanmaya, vakıflara ilişkin yasa hükümleri uyarınca sahip olduklarını satmaya, devir ve ferağ etmeye, gelirlerini almaya ve harcamaya, vakıf malvarlığına giren bir ya da birden çok taşınmaz mal veya gelirlerini bir ya da bir çok kez yatırımda kullanmaya, vakıf amaç ve hizmet konularına aykırı olmamak koşulu ile yapılacak bağış ve vasiyet, satın alma ve diğer yollarla mal ettiği taşınır ve taşınmaz malları ve paraları yönetim ve tasarrufa, menkul değerleri almaya ve vakfın amacı doğrultusunda bunları değerlendirip satmaya, vakfın amaçlarına benzer çalışmalarda bulunan yurtiçi ve yasal izin alındığında yurt dışındaki vakıflar, gerçek ve tüzel kişiler ile işbirliği yapmaya, kamu kurum ve kuruluşları dışındakilerden yardım almaya, bu yardımı sağlamak için anlaşmalar yapmaya, taşınmaz malların irtifak, intifa, sükna, üst, rehin, ipotek gibi mülkiyetten gayri ayni haklarını kabule, bu hakları kullanmaya, olan ya da olacak gelirleri ile kuracağı sözleşmeler için taşınır ve taşınmaz malların rehin ve ipoteği dahil her türlü güvenceleri almaya, geçerli banka kefaletlerini kabule, vakfın amaç ve hizmet konularını gerçekleştirmek için gerektiğinde ödünç almaya, kefalet, rehin, ipotek ve diğer güvenceleri vermeye, vakfın amaç ve hizmet konularına uygun olarak yürütülen ve yürütülecek projelerden ve her türlü çalışmalardan gelir elde etmeye ve vakfa gelir sağlamak amacı ile olağan işletme ilkelerine göre çalışacak iktisadi işletmeler, ortaklıklar kurmaya, kurulu olanlara iştirake, bunları doğrudan işletmeye yada denetimi altında bir işletmeciye işlettirmeye, vakfın amaç ve hizmet konularından birinin yada tümünün gerçekleştirilmesi için yararlı ve gerekli görülen girişim, tasarruf, mal edinme, inşaat ve benzeri sözleşmeleri yapmaya Türk Medeni Kanununun 48. Maddesinde belirtildiği üzere izinli ve yetkilidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Vakıf bu yetki ve gelirlerini Türk Medeni Kanunu ile yasaklanan maksatlarla kullanamaz.</p>
<p style="text-align: justify;"><b>VAKFIN MAL VARLIĞI:</b></p>
<p style="text-align: justify;">Madde 6- Vakfın kuruluş malvarlığı <b>Ayşe Hamra SARAÇ</b> tarafından vakfedilen 254 pafta, 2441 ada, 17 parsel numaralı 280/24 Arsa paylı 280.21 metrekarelik Zemin-3 normal katlı 10 daireli Sinanağa Mh. Dersvekili Sk. No:47 Fatih/İstanbul adresindeki kargir apartmandaki zemin kat daire ile, Vakıflar Bankası Fatih/İstanbul Şubesi TR350001500158007299431963 IBAN no’lu hesaba Mehmet SARAÇ tarafından yatırılmış ve Vakıf adına bloke ettirilmiş 10.000 (onbin) TL tutarındaki nakitten ibarettir. Kuruluş malvarlığı, vakfın kurulmasını müteakip, malvarlığına yapılacak ilavelerle arttırılabilir.</p>
<p style="text-align: justify;"><b>VAKFIN ORGANLARI:</b></p>
<p style="text-align: justify;">Madde 7- Vakfın organları aşağıda gösterilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">a) Mütevelli Heyet</p>
<p style="text-align: justify;">b) Yönetim Kurulu</p>
<p style="text-align: justify;">c) Denetim Kurulu</p>
<p style="text-align: justify;"><b>MÜTEVELLİ HEYETİ:</b></p>
<p style="text-align: justify;">Madde 8- Mütevelli Heyet vakfın en yüksek karar organıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Mütevelli heyet üyeliğinin ölüm, istifa ya da başka bir nedenle boşalması halinde, boşalan üyeliklere, yönetim kurulunun veya mütevelli heyet üyelerinin teklifi ve mütevelli heyetin kararıyla seçim yapılır.</p>
<p style="text-align: justify;"><b>MÜTEVELLİ HEYETİNİN GÖREV VE YETKİLERİ:</b></p>
<p style="text-align: justify;">Madde 9- Mütevelli heyetin yetkileri aşağıda gösterilmiştir:</p>
<p style="text-align: justify;">a) Yönetim kurulunu seçmek,</p>
<p style="text-align: justify;">b) Denetim kurulunu seçmek,</p>
<p style="text-align: justify;">c) Vakıf yönetim kurulunca hazırlanan faaliyet raporu ile denetim kurulu raporlarını görüşüp incelemek, yönetim kurulunun ibrası konusunda karar vermek,</p>
<p style="text-align: justify;">d) Yönetim kurulunca hazırlanacak vakıf iç mevzuat tasarılarını aynen veya değiştirerek kabul etmek,</p>
<p style="text-align: justify;">e) Yönetim kurulunca hazırlanacak yıllık bütçe tasarılarını aynen veya değiştirerek kabul etmek,</p>
<p style="text-align: justify;">f) Kamu görevlileri dışındaki yönetim ve denetim kurulu üyelerine huzur hakkı verilip verilmeyeceğini, verilecekse miktarını belirlemek,</p>
<p style="text-align: justify;">g) Gerektiğinde vakıf senedinde ilave ve değişiklikler yapmak,</p>
<p style="text-align: justify;">h) Vakıf faaliyetleri konusunda genel politikaları belirlemek.</p>
<p style="text-align: justify;"><b>MÜTEVELLİ HEYETİN TOPLANTI ZAMANI VE KARAR NİSABI:</b></p>
<p style="text-align: justify;">Madde 10- Mütevelli heyetinin ilk toplantısı, vakfın tescilini müteakip bir ay içinde yapılır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bütçe ve çalışma raporlarının görüşülmesi ve onaylanması ile seçimlerin yapılmasına ilişkin konuları görüşmek üzere kasım ayı içinde toplanır.</p>
<p style="text-align: justify;">Mütevelli heyet ayrıca yönetim kurulunun gördüğü lüzum üzerine veya mütevelli heyet üyelerinin en az üçte birinin yazılı olarak yönetim kurulundan talepte bulunmaları halinde olağanüstü olarak toplanabilir. Olağan ve olağanüstü toplantılarda, ilan olunan gündemde yer almayan konular görüşülemez. Ancak, olağan toplantıda divanın teşkilinden hemen sonra, hazır bulunanların, en az onda birinin yazılı önerisi ile; senet değişikliği ve vakıf organları ile vakfa yükümlülük ve sorumluluklar yükleyecek konular dışında gündeme madde ilavesi mümkündür. Toplantı tarihi, yeri, saati ve gündemi, toplantı gününden en az 7 (yedi) gün önce imza karşılığı veya üyelere ulaşacak şekilde taahhütlü mektupla bildirilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Mütevelli heyet üye tamsayısının yarısından bir fazlası ile toplanır. Çoğunluk sağlanamadığı takdirde toplantı, bir hafta sonra aynı gün ve saatte aynı yerde yapılır. Bu ikinci toplantıda toplantı nisabı, üye tamsayının üçte birinden (1/3) az olamaz.<br />
Mütevelli heyet karar yeter sayısı ise, toplantıya katılanların yarıdan bir fazlasıdır. Oyların eşit olması halinde, mütevelli heyet başkanının oyu iki oy sayılır. Oylamanın ne şekilde yapılacağı ayrıca karara bağlanır. Her üyenin tek oy hakkı vardır. Toplantıya gelemeyecek üye, mütevelli heyetten bir başka üyeyi vekil tayin edebilir. Bir şahısta birden fazla vekalet toplanamaz.</p>
<p style="text-align: justify;">Vakıf senedinde yapılacak değişiklik, düzeltme veya ilaveler için karar yeter sayısı, üye tamsayısının üçte ikisidir.</p>
<p style="text-align: justify;"><b>YÖNETİM KURULU:</b></p>
<p style="text-align: justify;">Madde 11- Vakıf yönetim kurulu, mütevelli heyetçe iki yıllığına seçilecek (5) üyeden oluşur. Yönetim kurulu üyelerinden çoğunluğunun mütevelli heyet üyesi olması zorunludur. Çoğunluk oluşturmamak şartıyla vakıf dışından kişilerin seçilmesi mümkündür. Yönetim kurulunun ilk toplantısında başkan, başkan yardımcısı,genel sekreter ve muhasip üye seçilerek görev taksimi yapılır. Görev süresi bitmeden herhangi bir sebeple yönetim kurulu üyeliği sona eren üyenin yerine, mütevelli heyet tarafından yeni üye seçilir. Yönetim kurulu ayda en az bir kere toplanır. Geçerli mazereti olmadan arka arkaya (6) toplantıya katılmayan yönetim kurulu üyesi, bu görevden çekilmiş sayılır.<br />
Toplantı yeter sayısı ( 3 ) olup, kararlar mevcudun çoğunluğu ile alınır. Oyların eşit olması halinde başkanın oyu iki oy sayılır. Alınan kararlar noter tasdikli karar defterine yazılarak imzalanır.</p>
<p style="text-align: justify;"><b>YÖNETİM KURULUNUN GÖREV, YETKİ VE SORUMLULUKLARI:</b></p>
<p style="text-align: justify;">Madde 12- Yönetim kurulu, vakfın idare ve icra organıdır.<br />
Bu sıfatla yönetim kurulu:</p>
<p style="text-align: justify;">a) Vakıf gayesi doğrultusunda her türlü kararı alır ve uygular.</p>
<p style="text-align: justify;">b) Mütevelli heyetçe belirlenen genel politikalar ışığında, vakıf faaliyetlerinin düzenli ve verimli olarak yürütülmesini sağlar. Bu bağlamda gerekli iç mevzuat tasarılarını hazırlar ve mütevelli heyetin onayına sunar.</p>
<p style="text-align: justify;">c) Vakıf malvarlığının değerlendirilmesi ve yeni mali kaynaklara kavuşturulması hususunda gereken çalışmaları yapar.</p>
<p style="text-align: justify;">d) Vakıf tüzel kişiliği adına, bütün gerçek ve tüzel kişilerle hukuki, mali ve sair konularda gerekli girişimlerde bulunur ve işlemler yapar.</p>
<p style="text-align: justify;">e) Görev, yetki ve sorumlulukları açıkça önceden belirlenmek kaydıyla vakfa müdür atar, vakıf genel sekreterliği veya benzeri yardımcı birimler oluşturabilir, gerektiğinde görevlerine son verir.</p>
<p style="text-align: justify;">f) Vakıfta istihdam edilecek personeli belirler, atamasını yapar, ücretlerini tayin eder, gerektiğinde işlerine son verir.</p>
<p style="text-align: justify;">g) İlgili mevzuat hükümleri çerçevesinde, yurtiçinde ve yurtdışında şube ve temsilcilik açılmasına ve kapatılmasına karar verir, bu hususta gereken işlemleri yapar.</p>
<p style="text-align: justify;">h) Vakfın muhasebe işlerini takip ve kontrol eder, hesap dönemi sonunda gelir-gider cetveli ve bilançoların düzenlenerek ilgili idareye gönderilmesini ve ilanını sağlar.</p>
<p style="text-align: justify;">i) Mütevelli heyetin kabul ettiği yıllık bütçeyi uygular.</p>
<p style="text-align: justify;">j) Mütevelli heyet toplantıları ile ilgili hazırlık işlemlerini yerine getirir.</p>
<p style="text-align: justify;">k) Mütevelli heyet toplantılarında, döneme ait vakıf faaliyet raporunu ibraya sunar.</p>
<p style="text-align: justify;">I) İlgili mevzuat ile vakıf senedi ve vakıf iç mevzuatının gerektirdiği diğer görevleri yapar.</p>
<p style="text-align: justify;"><b>VAKFIN TEMSİLİ:</b></p>
<p style="text-align: justify;">Madde 13- Vakfı yönetim kurulu temsil eder. Yönetim kurulu bu temsil yetkisini yönetim kurulu başkanı ve başkan yardımcısına devredebilir. Yönetim kurulu, genel veya belli hal ve konularda, belirteceği esaslar dahilinde kendi üyelerinden bir veya birkaçını, yetkili memur ve memurlarından herhangi bir veya birkaçını, temsilci veya temsilciliklerini, herhangi bir sözleşmeyi akdetmeye, mukavele, hukuki belge veya senedi vakıf nam ve hesabına tanzim ve devretmeye de yetkili kılabilir.</p>
<p style="text-align: justify;"><b>DENETİM KURULU:</b></p>
<p style="text-align: justify;">Madde 14- Denetim kurulu mütevelli heyet adına vakfın faaliyet ve hesaplarını denetlemek için kurulmuş bir organdır. Denetim kurulu, mütevelli heyetçe kendi içinden veya çoğunluk oluşturmamak üzere dışarıdan iki yıl için seçilecek (3) kişiden oluşur. Herhangi bir sebeple ayrılan üye yerine mütevelli heyetçe yeni üye seçilir.Denetim kurulu, incelemelerini tüm defter, kayıt ve belgeler üzerinde yapar. Hesap dönemi itibari ile düzenlenecek rapor, mütevelli heyet toplantısından en az 15 (on beş) gün önce mütevelli heyete gönderilmek üzere yönetim kuruluna verilir.</p>
<p style="text-align: justify;"><b>HUZUR HAKKI:</b></p>
<p style="text-align: justify;">Madde 15- Kamu görevlileri dışındaki yönetim ve denetim kurulu üyelerine huzur hakkı veya ücret verilip verilmeyeceğini, verilecekse bunun miktarını mütevelli heyet belirler.<br />
(Üyeler arasında kamu görevlisi bulunması halinde 5072 sayılı Dernek ve Vakıfların Kamu Kurum ve Kuruluşları ile İlişkilerine Dair Kanunun 2&#8217;nci maddesinin (e) fıkrası gereğince huzur hakkı ödenmeyecektir)</p>
<p style="text-align: justify;"><b>VAKFIN GELİRLERİ:</b></p>
<p style="text-align: justify;">Madde 16- Vakfın gelirleri aşağıda gösterilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">a) Vakfın amacına uygun her türlü şartlı, şartsız bağışlar ile yardımlar.</p>
<p style="text-align: justify;">b) Vakıf faaliyetlerinden elde edilecek muhtelif gelirler.</p>
<p style="text-align: justify;">c) İktisadi işletmeler, iştirakler ve ortaklıklardan sağlanacak gelirler.</p>
<p style="text-align: justify;">d) Vakıf menkul ve gayrimenkulleri ile diğer varlık ve haklarının değerlendirilmesi ile sağlanacak gelirler.</p>
<p style="text-align: justify;"><b>VAKIF GELİRİNİN TAHSİS VE SARF EDİLECEĞİ YERLER:</b></p>
<p style="text-align: justify;">Madde 17- Vakfın yıllık gelirlerinin en az üçte ikisi vakfın amaçlarına tahsis ve sarf olunur.</p>
<p style="text-align: justify;"><b>RESMİ SENET DEĞİŞİKLİĞİ:</b></p>
<p style="text-align: justify;">Madde 18- Vakıf senedinde yapılacak değişiklikler yönetim kurulunun veya mütevelli heyet üyelerinin en az beşte birinin (1/5) yazılı teklifi ile, mütevelli heyet üye tamsayısının en az üçte ikisinin (2/3) onayı ile yapılır.</p>
<p style="text-align: justify;"><b>VAKFIN SONA ERMESİ:</b></p>
<p style="text-align: justify;">Madde 19- Vakfın herhangi bir sebeple sona ermesi halinde vakfın tasfiyesinden arta kalan malvarlığı Aziz Mahmud Hüdayi Vakfı&#8217;na devredilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Vakfın feshi, ancak yönetim kurulunun veya mütevelli heyet üye tamsayısının en az yarısından bir fazlasının yazılı teklifi ve mütevelli heyet üye tamsayısının üçte ikisinin (2/3) onayı ile mümkündür.</p><p>The post <a href="https://www.ismetefendi.org.tr/vakif-senedi">Vakıf Senedi</a> first appeared on <a href="https://www.ismetefendi.org.tr">İsmet Efendi Vakfı</a>.</p>]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tasavvuf, Tekke ve Mürşid&#8217;e Dair</title>
		<link>https://www.ismetefendi.org.tr/tasavvuf-tekke-ve-murside-dair</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsmet Efendi Vakfı]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 Nov 2022 14:14:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İsmet Efendi Vakfı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ismetefendi.org.tr/?p=940</guid>

					<description><![CDATA[<p>Eşref-i mahlukat, yeryüzünde Hakk’ın halifesi; on sekiz bin alemin hülasası, kainatın zübdesi insan. Ama hangi insan?.. Nefsine kul değil aleme sultan olan insan. İnsaniyetin bütün kemaliyle insan. Her malzemenin işe yarar, kıymet ifade eder hale gelmesi için bir usta elinde işlenmesi gerektiği gibi insanın da işlenmesi, şeytani taraflarının törpülenmesi, hilkatindeki rahmani taraflarının bir kuyumcu titizliğiyle [...]</p>
<p>The post <a href="https://www.ismetefendi.org.tr/tasavvuf-tekke-ve-murside-dair">Tasavvuf, Tekke ve Mürşid’e Dair</a> first appeared on <a href="https://www.ismetefendi.org.tr">İsmet Efendi Vakfı</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="content sub">
<p>Eşref-i mahlukat, yeryüzünde Hakk’ın halifesi; on sekiz bin alemin hülasası, kainatın zübdesi insan. Ama hangi insan?.. Nefsine kul değil aleme sultan olan insan. İnsaniyetin bütün kemaliyle insan. Her malzemenin işe yarar, kıymet ifade eder hale gelmesi için bir usta elinde işlenmesi gerektiği gibi insanın da işlenmesi, şeytani taraflarının törpülenmesi, hilkatindeki rahmani taraflarının bir kuyumcu titizliğiyle ortaya konması icab eder. İşte <strong>dergah</strong>, insan hamurunun yoğrulup şekillendirildiği tezgahın adıdır.</p>
<p>Mürşid ise insanı insan yapan ustadır. <strong>Hazreti Peygamber (s.a.v)</strong> zamanında müstakil dergahlar yoktu. Yegane <strong>dergah</strong> onun huzur-ı saadetleriydi. Aradan bir müddet geçince, şartlar öyle getirdi, insanın manevi cihetine açılan kapı <strong>tasavvuf</strong> adı altında müesseseleşti. Birbiri ardınca inşa edilen dergahlar ilmin, irfanın, güzel sanatların, insanlığın, Müslümanlığın menbaı oldular. Yetiştirdikleri şahsiyetlerin çoğu tarih sayfalarında şerefli yerlerini aldı; himmetleri ise hala baki. ‘Küllü men aleyha fan’ sırrının her muhatabı gibi dergahlar da kemali ve zevali yaşadılar, zaman içinde fonksiyonlarını eda edemez hale geldiler. Ehliyetsiz ellerde suistimaller başladı, hakikat manasıyla birçoğunun içi boşaldı. Ve bir gün geldi bu boş mekanlar kendilerini sırlayıverdiler.</p>
<p>Bugün 21. asrı yaşıyoruz. İnsanlık çok farklı ufuklara yol alıyor. Atiye doğru ilerlerken savrulup dağılmamak için mazideki kökümüzden kopmamak; kendi zamanımızda, kendi hayatımızı yaşarken geçmişin güzelliklerinden, güzel insanlarından tefeyyüz etmek gerekmez mi? Ve geçmişten kalan güzel izler gelecek nesillere ulaştırılmak üzere bize tevdi edilmiş birer emanet değil midir?</p>
<p>Gerçekten, bu ve benzeri mekanlar, yüzyıllar boyunca toplumun her kesimine, herkesin kendi meşrebine göre eğitim ve terbiye veren, her bakımdan kamil insan yetiştirmeye yönelik birer halk eğitim merkezleri gibiydiler. Hayatın dışında, hayattan soyutlanmış değil, tam tersine hayatın içinde, Tevhid esası gereğince her bir insanı kendi yaradılış özelliklerine göre esas alan, ona, bilme, öğrenme, ve helal kazanç yolunda kapılar açan, sanatın bütün güzelliklerine taşıyan, sosyal dayanışma ve yardımlaşmayı sağlayan, kısaca şu dünya üzerinde mükemmel ve medeni toplumu inşa etmeyi misyon edinmiş birer sivil toplum örgütü idiler.</p>
<p>Bugün bu müesseselerin aynı öz ve şekildeki varlıklarından söz edemiyoruz. Peki bu mevcut durum, yüklendikleri misyonun da bittiği manasına mı geliyor? Elbette hayır! Yaradılmışların en mükemmelini, yaradılışındaki öze götürmek ve her bakımdan medeni toplumu inşa etmek herhalde hiç bir zaman vazgeçemeyeceğimiz idealimiz olsa gerektir.<br />
O halde yapılacak şey, hayatın her vechesinde, zamanın ve hukukun gereğine uygun şekilde, “<em>kamil insan-medeni toplum</em>” inşasına gayret etmektir.<br />
Bu mekan, bu sitede adlarını zikrettiğimiz ve zikredemediğimiz nice Allah dostlarının muhabbet ve gayretleri ile yıllar boyu ihya oldu. Dün <strong>dergah</strong> idi, tekke idi, bugün dernek olur, yarın bambaşka bir oluşum icab eder, öyle devam eder. Ama bir şey baki kalır: Vakıfın şartı, yani; yaradılışımızın sebebi olan Yaradan’ı bilmek, her an O’nu anmak ve yaradılışımıza uygun insanlar olma, medeni toplumlar inşa etme yolundaki gayret. Bu gayret hakikat şerefesindeki bir sadadır ki her vakit bir başka makamdan terennüm edilir. Makam değişir, ama çağrı değişmez.</p>
<p><em>Gayret bizden, tevfik Allah’tandır.</em></p>
</div><p>The post <a href="https://www.ismetefendi.org.tr/tasavvuf-tekke-ve-murside-dair">Tasavvuf, Tekke ve Mürşid’e Dair</a> first appeared on <a href="https://www.ismetefendi.org.tr">İsmet Efendi Vakfı</a>.</p>]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tarihi Şahsiyetler</title>
		<link>https://www.ismetefendi.org.tr/tarihi-sahsiyetler</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsmet Efendi Vakfı]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 Nov 2022 14:13:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İsmet Efendi Vakfı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ismetefendi.org.tr/?p=937</guid>

					<description><![CDATA[<p>AHISKALI ALİ HAYDAR EFENDİ (K.S.)     MEHMET MEMDUH PAŞA    ŞERİF KUDSİ EFENDİ (K.S.)     HÜSEYİN KUDSİ EFENDİ (K.S.)     HALİL NURULLAH EFENDİ (K.S) HACI AHMET EFENDİ (K.S.)    BAHRULLAH EFENDİ (K.S.)    OSMAN NURİ EFENDİ (K.S.)     OSMAN SARAÇ (Rahmetullahi Aleyh)    OSMAN NECMULLAH EFENDİ (K.S.) DERGAH HAZİRESİ KİTABELERİ AHISKALI ALİ HAYDAR EFENDİ (K.S.) Tekkenin son şeyhi Fatih [...]</p>
<p>The post <a href="https://www.ismetefendi.org.tr/tarihi-sahsiyetler">Tarihi Şahsiyetler</a> first appeared on <a href="https://www.ismetefendi.org.tr">İsmet Efendi Vakfı</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="#alihaydarefendi">AHISKALI ALİ HAYDAR EFENDİ (K.S.)</a>     <a href="#memduhpasa">MEHMET MEMDUH PAŞA</a>    <a href="#serifkudsi">ŞERİF KUDSİ EFENDİ (K.S.)</a>     <a href="#huseyinkudsi">HÜSEYİN KUDSİ EFENDİ (K.S.)</a>     <a href="#halilnurullah">HALİL NURULLAH EFENDİ (K.S)</a></p>
<p><a href="#haciahmet">HACI AHMET EFENDİ (K.S.)</a>    <a href="#bahrullah">BAHRULLAH EFENDİ (K.S.)</a>    <a href="#osmannuri">OSMAN NURİ EFENDİ (K.S.)</a>     <a href="#osmansarac">OSMAN SARAÇ (Rahmetullahi Aleyh)</a>    <a href="#necmullah">OSMAN NECMULLAH EFENDİ (K.S.)</a></p>
<p><a href="#dergah">DERGAH HAZİRESİ KİTABELERİ</a><br />
<a name="alihaydarefendi"></a></p>
<h5 style="text-align: justify;">AHISKALI ALİ HAYDAR EFENDİ (K.S.)</h5>
<p style="text-align: justify;"><a href="https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2022/06/4dc34c3f-a26d-45db-b8a7-1ef0794c0c8d-1.jpg" rel="lightbox"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-336 alignright" style="border: 3px solid #c48e48; margin-right: 0px; margin-left: 15px; margin-bottom: 20px;" src="https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2022/06/4dc34c3f-a26d-45db-b8a7-1ef0794c0c8d-1.jpg" alt="AliHaydarEfendi1-k" width="150" height="190" /></a></p>
<p>Tekkenin son şeyhi Fatih dersiamlarından Ahıskalı Ali Haydar Efendi&#8217;dir. Dini ve manevi ilimlerde devrinin müstesna şahsiyetlerinden olup, Nakşibendi yolunun Halidî kolundan Yanyalı İsmet Efendi Hz. silsilesinin 34. sıradaki mürşididir. Memleketi Ahıska’da başlayan tahsil hayatı, sonrasında zamanının en önemli ilim merkezlerinden biri olan Erzurum Bakırcı Medreselerinde devam etmiştir. Daha sonra İstanbul’a gelen Ali Haydar Efendi, Fatih Medreselerine intisab etmiştir. İlmi silsiledeki icazetini 1901 yılında Çarşambalı Ahmed Hamdi Efendi’den almış ve 1902’de dersiâm (profesör) olarak ders vermeye başlamıştır. Bu arada Hukuk eğitimine devam etmiş ve 1906’da Medreset&#8217;ül-Kuzat’dan (Hukuk Fakültesi) mezun olmuştur. Daha sonra Fetvahane Fıkıh Müsevvidliği ve Sahn Medresesi Fıkıh Müderrrisliği vazifelerinde bulunmuştur. Huzur Dersleri başmuhatablığı gibi devrinin en mümtaz ilim meclislerinde yer alan Ali Haydar Efendi, son olarak Şeyhülislamlık Telif ve Tercüme Komisyonu reisliği de yapmıştır.</p>
<p>Tasavvuftaki yetişmesi Bandırma’lı Bezzaz Ali Efendi’dendir. Kendisine intisab ettikten sonra tasavvufta da büyük mesafe katetmiş ve 1914’de müridlerin reyi ve Meşihat Makamının tayini ile irşad makamındaki hizmetine Çarşamba’daki bu mekanda devam etme hakkı tanınmış, ancak bir haksız engel sebebi ile buradaki hizmete başlaması 1919’u bulmuştur.</p>
<p>Nakşibendi yolunun temel hususiyetlerinden ilme ve şeriata tavizsiz bağlılık ve “için Hakk ile, dışın halk ile olsun” vecizesinde ifadesini bulan mahviyyetin bir numune-i imtisali idi.  O’nun hayatı, tasavvuf yolunun kalabalık taraftar toplama, ekonomik ve siyasi güç kazanma faaliyeti olmadığını açıkça gösteren bir tablodur. Padişah’ın Huzur Hocalığını, Mecelle Telif Heyeti azalığı gibi makamlarına rağmen, hayatının sonuna kadar insanların içinde sıradan biri gibi yaşamıştır. Mesela alışverişini kendisi yapar, bahçesinde yetiştirdiği meyveleri, damadı Merhum Osman Nuri Efendi ile birlikte satılmak üzere esnafa naklederdi.</p>
<p>Hitabeti çok kuvvetli, fakihliği 4 mezhebe fetva verecek kadar kuvvetli idi. Dinin tebliğine büyük önem verirdi. &#8220;Din-i Mübin-i İslâm&#8217;ın devam ve bekası, emr-i bi&#8217;l-maruf ve nehy-i ani&#8217;l-münkerin devamına; dîn-i mübin-i İslâm&#8217;ın inkırazı (yıkılması) ise emr-i bi&#8217;l-maruf ve nehy-i ani&#8217;l-münkerin (iyiliği emredip kötülükten alıkoyma) terkine bağlıdır.&#8221; derdi.</p>
<p>Pek çok ilim erbabı yetiştirdi, kıymetli müridleri oldu. Uzaktan yakından ziyaretine gelen zatlar arasında Erzurum&#8217;dan Alvarlı Mehmet Efendi, Ramazanoğlu Mahmud Sami Efendi, Hasip Efendi, Mehmet Zahid Kotku Efendi en meşhurlarındandır. Günümüzün önde gelen alimlerinden Emin Saraç Hocaefendi de Ali Haydar Efendi Hazretlerinin icazetli talebesidir. Ali Haydar Efendi&#8217;nin Fatih Dersiamlığı makamında icra ettiği klasik İslami eserlerin okutulması geleneğini bugün devam ettiren Emin Saraç Hocaefendi, aynı zamanda Eksel&#8217;li Bahrullah Efendi Hz. yoluyla İsmet Efendi Hazretleri&#8217;nden feyz alan Erbaa&#8217;lı Merhum Üzeyir Efendi&#8217;nin torunu, merhum Osman Saraç Hocaefendi&#8217;nin ağabeyidir. Mahmut Ustaosmanoğlu Hocaefendi de Ali Haydar Efendi’nin talebelerindendir.</p>
<p>Ali Haydar Efendi vaktinin büyük bir bölümünü Kur&#8217;an-ı Kerim, evrâd, ezkâr ve ilmi çalışmalarla geçirirdi. Siyasetten ise uzak durur, talebelerinin de uzak durmalarını tavsiye ederdi. Buna rağmen 1920’leri takip eden onyıllar, birçok İslam âlimi gibi, Ali Haydar Efendi Hazretleri&#8217;nin de çetin imtihanlarla karşılaştığı dönemlerdir. Özellikle Tahir’ül-Mevlevi ile aynı koğuşta kaldığı tutuklanma hadisesi, İskilipli Atıf Hoca vakası ile alakası olduğu iddiası ile tutuklanarak hapse gönderilmesi, daha sonra Bursa’da yine mesnetsiz olarak tutuklattırılması ve onu izleyen olaylar, en unutulmaz ve acı hatıralardandır.</p>
<p>İlerleyen yaşı ve yaşadığı mücadele dolu hayat, Onu artık yatağa mahkûm etmişti. Yaklaşık onbeş gün yattığı yerden kalkamayan Ali Haydar Efendi, dergâhının bulunduğu bahçedeki evinde, 1 Ağustos 1960 yılında arkasında binlerce gözü yaşlı mürit bırakarak vefat etti. Önceden alınmış izin ile Fatih Camii Haziresine defnedilecekken, zamanın ihtilal hükümeti buna izin vermedi ve Edirnekapı Sakızağacı kabristanına defnedildi. Cenazesinde Türkiye’nin dört bir yanından gelen müridlerin ve sair Müslümanların oluşturduğu müthiş bir kalabalık mevcuttu.</p>
<p><a name="memduhpasa"></a></p>
<h5 style="text-align: justify;"></h5>
<h5 style="text-align: justify;">MEHMET MEMDUH PAŞA</h5>
<p style="text-align: justify;"><a href="https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2013/10/MemduhPasa-1.jpg" rel="lightbox"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-328 alignright" style="border: 3px solid #c48e48; margin-right: 0px; margin-left: 15px; margin-bottom: 20px;" src="https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2013/10/MemduhPasa-1-184x300.jpg" alt="MemduhPasa" width="180" height="220" /></a></p>
<p>İsmet Efendi Hz.lerinin mensuplarından ve aynı zamanda vakfın İsmet Efendi’den sonraki mütevellisi olan Memduh Paşa 1839 senesinde İstanbul&#8217;da dünyaya gelmiştir. Vezir ve şair Kandiyeli Mazlum Paşa&#8217;nın oğludur. Rüşdiye tahsilinden sonra on beş yaşında Hariciye Mektupçu Kalemine girmiş, Abdülaziz&#8217;in cülusunda Mabeyn Katipliğine alınmıştır. Sonra Amedi Kalemine verildi. Maliye, Maarif, Sadaret Mektupçuluklarında ve Şura-yı Devlet Azalığında bulundu. 1887&#8217;de Konya, iki yıl sonra Sivas Valisi oldu. 1893&#8217;de Ankara Valisi iken vezir oldu ve 1895&#8217;te Dahiliye Nazırlığına getirildi.</p>
<p>Mutlakiyet devrinin son nazırlarının en itibarlılarından idi. Memduh Paşa Cenab-ı Hakkın kendisine nasip ettiği mevki ve makamı çekemeyenlerin, yaptığı hayırlı işlerden çıkarları zedelenenlerin düşmanlıklarından hiçbir zaman rahat bulamadı. Aleyhindeki iftiraların hiçbirine aldırmayarak kendisini on üç sene imparatorluğun içişleri bakanlığı gibi mühim bir görevde bulunduran Sultan Abdülhamid Han Cennetmekan, Memduh Paşa Siyasi Hatıratında kendisinden övgü ile bahseder ve yapılan ithamları anlatır. Memduh Paşa Merhum 1908 inkılabında II.Abdülhamid&#8217;in bir çok adamıyla birlikte rüşvet ve jurnalcılık iftiralarıyla önce Büyükada&#8217;ya sonra Sakız&#8217;a sürüldü. &#8220;Faik bize ihsan-ı Hüda damen-i İsmet&#8221; sözüyle bu alemdeki en büyük nimete, bir mürşid-i kamilin hizmetine kavuştuğuna işaret eden Memduh Paşa için hem Hak&#8217;tan gayrısından umut kesip yüz çevirmesine, hem de Hakk&#8217;ın lutfuna ulaşmasına sebep olan bu belalar birer nimetti.</p>
<p>Umumi af üzerine İstanbula dönen Memduh Paşa Boğaziçinde Kireçburnu&#8217;ndaki yalısında uzun müddet yaşadıktan sonra 1925 (H.1341) yılında 86 yaşında vefat etti. Mensup olduğu dergah-ı şerif bahçesine sırlandı.</p>
<p>Dervişliği, devlet adamlığı yanında kuvvetli bir şair de olan Memduh Paşa gençliğinde Faik mahlasıyla çok gazeller yazmıştır. 1872&#8217;de Esrar-ı Memduh isimli küçük bir risalesi neşredilmiştir. 1908&#8217;den sonra şiirlerini muhtevi divanı, mektuplarını muhtevi &#8220;Bedayi-i Âsar&#8221; ile &#8220;Esvat-ı Sudur&#8221;, &#8220;Mir&#8217;at-ı Şuunat&#8221;, &#8220;Hal&#8217;ler, İclaslar&#8221; &#8220;Tasvir-i Ahval&#8221;, &#8220;Feveran-ı Ezman&#8221;, &#8220;Yemen Hakkında Bazı Malumat&#8221;, &#8220;Kuvvet-i İkbal&#8221; adlı risaleleri basılmıştır.</p>
<p>Memdûh Paşa’nın Dîvân’ında İsmet Efendi Hazretleri’ni mehdettiği manzûmenin bir kısmı şöyledir:</p>
<p>Vücûdu âleme revnak velîyy-i îzed-i mutlak<br />
Sırât-ı müstakîm-i Hak neşât-ı her-dil-i mahzûn<br />
Cenâb-ı Şeyh İsmet Mustafâ-ism ü Alî-sîret<br />
Şeref bahş-ı velâyet bâsıt-ı na’mâ-yı gûn-â-gûn</p>
<p>*   *   *<br />
Sensin ol debdebe-bahşâ-yı cihân-ı ma’nâ<br />
Taht-ı vâlâ-yı velâyetde şehin-şâh-ı güzîn</p>
<p>Sensin ol nahl-i vefâ serv-i semâ pîrâye<br />
İdeli zıll-ı latîfinle zemîni tezyîn</p>
<p>Basdığın yerler olup cümle içün câ-yı necât<br />
Nakşı kefş-i kadem-i muhteremin hısn-ı hasîn</p>
<p>Yüzünü sürse o topraklara Memdûh revâ<br />
Hâkidir anber-i sârâ vü gubârı müşkîn</p>
<p>Midhatin gâyeti yokdur bilürüm ammâ kim<br />
Vasf-ı pâkiyle ider kesb-i safâ kalb-i hazîn</p>
<p>*   *   *</p>
<p>Mustafâ İsmet ziyâ-fermâ-yı âfâkı kılup<br />
Pîrehen ber-dûş-ı ismet mâh-ı Ken’ân’ım benim</p>
<p>Nûr-ı mahz olmuş vücûdu bedr-i tâb-efzâ gibi<br />
Vardır isbât-ı kemâlâtında burhânım benim</p>
<p>Hâk-i pâk-i âsitânı ıtr-pâş-ı rûz-gâr<br />
Nükhet-i halkı sabâ-yı sahn-i bustânım benim</p>
<p>Münhasırdır sözlerim vasf-ı gazâl-ı halkına<br />
Rûh-ı Dâvûd-ı nebî olsun gazel-hânım benim</p>
<p>Allah Allâh ben ezelden vasfının müştâkıyım<br />
Tâ ebed medhin ider tab’-ı suhen-dânım benim</p>
<p><a name="serifkudsi"></a></p>
<h5 style="text-align: justify;"></h5>
<h5 style="text-align: justify;">ŞERİF KUDSİ EFENDİ (K.S.)</h5>
<p style="text-align: justify;">Aslen Dimetoka&#8217;lı olan Mehmet <strong>Şerif Kudsi Efendi</strong>, <strong>İsmet Efendi</strong> Hz.lerinin halifelerindendir. Şeyhlerinin vefatlarından sonra boşalan seccadelerine oturarak dergah-ı şeriflerinde hizmet etmişlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu zat adet-i şerifeleri mucibince her sabah yedi cüz Kuran-ı Kerim ve yetmiş bin kelime-i tevhid okumadan sabah namazını kıldıkları yerden kalkmazlarmış. Bu müddet zarfında bunları okumanın normal insan takatinin üzerinde olduğu muhakkaktır. Fakat Kadir-i Mutlak zaman içinde zaman, mekan içinde mekan yaratmaya elbette muktedirdir. Zaten zamanın, mekanın yaratıcısı da o değil midir?</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Şerif Kudsi Efendi</strong> Hz.leri, Cuma günleri namaz için Sultan Selim Camii&#8217;ne gidecekleri zaman halk kutlu selamı yahut safa nazarı ile bereketlenmek arzusuyla yolun iki tarafına dizilip beklermiş. Şeyh Efendi ise gözlerini ayak uçlarına, gönüllerini Hak Teala&#8217;ya yönelttiği için ne kendisini bekleyen ahaliyi görür, ne de selamlarını işitirmiş.</p>
<p style="text-align: justify;">Hizmetleri zamanında tekkenin bahçe duvarlarından bir kısmının yıkılmakta olduğu kendilerine haber verildiğinde &#8220;Benim vazifem burada hatm-i hace okutmaktır. Bu gibi şeylerle beni meşgul etmeyiniz. Bunları mütevelliye söyleyiniz.&#8221; buyurarak &#8220;Kişinin kendisini ilgilendirmeyen şeyi terk etmesi İslamının güzelliğindendir&#8221; Hadis-i Şerif&#8217;inde bahsedilen halin güzel bir numunesini göstermişler. Cenab-ı Hak halleriyle hallenip, yollarında ilerleyip yüksekte derecelerinden pay almayı bizlere de nasib eylesin.</p>
<p style="text-align: justify;">Vefatları mezar taşlarına 1 Cemaziyelahir 1303 (M. 1886) olarak kaydedilmiştir.</p>
<p><a name="huseyinkudsi"></a></p>
<h5 style="text-align: justify;"></h5>
<h5 style="text-align: justify;">HÜSEYİN KUDSİ EFENDİ (K.S.)</h5>
<p style="text-align: justify;">Edirneli <strong>Hüseyin Kudsi Efendi</strong>, İsmet Garibullah Hz.lerinin halifelerinden olup, aynı zamanda kayınpederidir. İstanbula geldiğinde Koca Mustafa Paşa semtinde yerleşmiştir. <strong>Şerif Kudsi Efendinin</strong> vefatından sonra dergahta hizmet edip 4 Safer-ül hayr 1304 (M. 1887) Pazar günü intikal-i dar-ı beka kılmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>İsmet Efendi</strong>, <strong>Hüseyin Kudsi Efendi</strong>&#8216;ye hitaben: &#8220;Seni sohbet Şeyhi yaptım&#8221; buyurmuşlardır. Bu zat talipleri sohbet ile irşad ederlermiş. O derece ki huzurlarına gelenler konuşmaya fırsat bulamazlarmış. Cenab-ı Hak irşad ile vazifeli olanlara çeşit usuller bahşetmiştir. Kimi sohbeti ile, kimi teveccühü ile, kimi yazdığı kitaplar ile, kimi deli dolu hallerinde ehlinin anlaması için gizlenmiş işaretler ile irşad eder. <strong>Hüseyin Kudsi Efendiye</strong> de böyle bir yol verilmiştir. Yine Cenab-ı Şeyh İsmet Yanyavi&#8217;nin halifelerinden Nurullah Efendi ise hiç konuşmadan teveccüh ile insan yetiştirirdi.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hüseyin Kudsi Efendi</strong> maddi cihetten de kudret sahibi bir zat idi. Çarşamba&#8217;daki tekkenin olduğu yeri bu zat satın aldığı gibi, Bandırma&#8217;da Bezzaz Hacı Ali Efendi&#8217;nin hizmet ettiği tekkeyi dahi kendisi alıp yaptırmıştır.</p>
<p><a name="halilnurullah"></a></p>
<h5 style="text-align: justify;"></h5>
<h5 style="text-align: justify;">HALİL NURULLAH EFENDİ (K.S)</h5>
<p style="text-align: justify;">Kutbü&#8217;l irşad Zağravi <strong>Halil Nurullah Efendi</strong> Hz.leri <strong>İsmet Efendi</strong> Hulefasından olup Silsile-i Zeheb bu zatın ismi ile devam etmiştir. Tarikat-i Aliyye&#8217;ye intisab etmelerinden bir hafta sonra kendilerine keşf-i kubur hali ihsan olunmuştur. Yani kabirlere teveccüh edip hallerine vakıf olurlardı. Bir kısım ihvan, evliya kabri diye ziyaret edilen bazı türbelerin hakikatte ziyaretlerine gerek bulunmayan boş yerler olduklarını keşfedip haber verdiği için <strong>Halil Nurullah Efendi</strong>&#8216;yi &#8216;halkın itikadı ile oynuyor&#8217; diye şeyhlerine şikayet ederler. <strong>İsmet Efendi</strong> Hz.lerinin gönderdikleri mektuptaki &#8220;Halil, bundan sonra gördüğün rüyayı bile anlatmak yok&#8221; emri üzerine mübarek ağızlarını sıkı sıkıya kapatırlar. Muslukları dindirdikten sonra gönül şadırvanlarında esrar-ı sübhani ve envar-ı rahmani öylesine kuvvetle birikmeye başlar ki İsmet Efendi tarafından Nurullah ismi ile isimlendirilip hilafet-i mutlaka ile şereflendirilir. Kutbü&#8217;l irşad makamına yükselmişlerdir. <strong>Hüseyin Kudsi Efendi</strong>&#8216;den sonra da tekkede irşad ile meşgul olmuşlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir gün ziyaretlerine gelen iki kişi uzun müddet huzurlarında bekledikleri halde şeyh efendi başını murakabeden kaldırmayınca bir tanesi &#8220;Yahu mürşid-i kamil olduğunu işittik. Gidelim de istifade edelim dedik. Kalktık geldik. Bu ise uyuklayıp duruyor. Geldik geleli yüzümüze bakmadı. Bizi irşad edecek bir kelime bile söylemedi&#8221; diye gönlünden geçirdiğinde kalp casusu olan o veliy-yi kamil bu hale vakıf olup başını kaldırmış:</p>
<p style="text-align: justify;">&#8211; Evlat, demiş. Bu yol gevezelik yolu değildir. Sana verilen vazifeyi yap. Git işine.</p>
<p style="text-align: justify;">Nurullah Efendi Hz.leri bereketli ömürlerini 13 Cemaziyel ahir 1311 (M. 1893) tarihinde tamamlamışlardır.</p>
<p><a name="haciahmet"></a></p>
<h5 style="text-align: justify;"></h5>
<h5 style="text-align: justify;">HACI AHMET EFENDİ (K.S.)</h5>
<p style="text-align: justify;">Ahmet Hilmi Efendi Hz.leri bugün Bulgaristan sınırları içerisinde bulunan Nevrakop&#8217;ta dünyaya gelmiş; İstanbul&#8217;da tahsilini tamamlayarak Fatih Medreselerinden icazet almıştır. Hocası İngiliz Lakaplı Kerim Efendi tarafından Alanya&#8217;ya rüşdiye hocası olarak gönderilmişse de yolda Ispartalı Abdullah Efendi isminde bir mürşid-i kamil&#8217;in şöhretini işitmekle kendi muallimliğini unutmuş, o hak mualliminin huzuruna koşmuştur. Hacı Ahmet Efendi bu zatın dergah-ı şerifinde bir hafta boyunca herkesle birlikte oturup kalkmasına, yiyip içmesine rağmen kimse kendisiyle alakadar olmamış, nihayet bir gün Abdullah Efendi Ahmet Efendi&#8217;yi çağırır;</p>
<p style="text-align: justify;">&#8211; Evlat, gelişinin farkına varmadık mı zannediyorsun. Seninle meşgul olmayışımız gafletimizden değil, nasibinin bizden olmayışındandır, buyururur.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu sözden müteessir olup geldiği yüce kapıdan boş döneceğine üzüldüğünü fark eden şeyh Efendi&#8217;nin: “Bana bak, benim veliy-yi kamil olduğuma inandın; buraya kadar geldin de şimdi nasibin benden değildir deyince niye inanmıyorsun? Hem senin kısmetin ayağına gelecek” demesi üzerine İstanbul&#8217;a geri döner. Burada da hocası İngiliz Kerim Efendi&#8217;nin &#8220;Seni ilme, irfana, Din-i İslam&#8217;a hizmet edesin diye yetiştirdim. Sen ise verilen vazifeden kaçıyorsun&#8221; tarzındaki haklı sitemi ile karşılaşır. Tekrar rüşdiye hocası olarak, bu sefer Bandırma&#8217;ya gider, fakat gözü her an yolda, gönlü her dem düşde, Yusuf&#8217;un kokusunu alan Yakup misali kendisine verilen müjdeyi, ayağına gelecek kısmeti beklemeye başlar. Bu bekleyiş içerisinde geçen günlerden birinde, bir akşam üzerinde dersleri tamamlamış, çocukları salıvermiş, kendisi de dalgın dalgın oturur olduğu halde yanı başında söylenen &#8220;İşte geldim&#8221; sözü ile irkilir. Bu gelen yıllar önce hissettiği buy-ı rahmanın taşıyıcısı <strong>Şerif Kudsi Efendi</strong>&#8216;dir. O günden sonra Tarik-ı Nakşi&#8217;de yürüyerek dost kokusunun burcu burcu yayıldığı nice gülistanlara uğrar; gönülden gönüle feyezan edip akan nice hak pınarlarından içer; nice konaklar aşıp visal-i Hakk&#8217;a erer ve <strong>Halil Nurullah Efendi</strong> tarafından kendisine hilafet verilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ahmet Hilmi Efendi ihvanlarla birlikte hacca gider. <strong>Hüseyin Kudsi</strong> <strong>Efendinin</strong> başkanlığında sohbet ede ede yol alırlarmış. Kafiledekilerin yaptığı görev taksiminde kendisine yemek hazırlama işi düşer. Mola verdikleri bir yerde yemekleri hazırladıktan sonra sıcağın tesirinden kurtulmak için ağaç altında dinlenmeye koyulur. O sırada, hasta olan <strong>Hüseyin Kudsi Efendi</strong> çok sıkıntılı bir hale düştüğünden Ahmet Efendi&#8217;ye seslenerek hastalığın tesiriyle gayet sert çıkışır:</p>
<p style="text-align: justify;">&#8211; Neredesin be herif ? Tu senin suratına.</p>
<p style="text-align: justify;">Hacı Ahmet Efendi bu hadiseyi naklederken şöyle ilave buyurur:</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Cenab-ı Hak, <strong>Hüseyin Kudsi</strong> Efendinin tükürdüğü anda beni öyle bir feyze kavuşturdu ki o günden beri devamlı aynı halin tekrarını umarım. Fakat nasip o demdi&#8230;&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">Evet, bu iş böyledir. Vücutlarını Hakk&#8217;a ayna kılanlardan ancak rahmet-i Hak akseder. Bazı halleri zehir gibi görünse de hakikatte panzehirdir. Yeter ki o aynayı kendi nefeslerimizle buğulandırmayalım.</p>
<p style="text-align: justify;">Nurullah Efendi&#8217;nin vefatından sonra boşalan tekkeye şeyh tayini için ihvanlar kendi aralarında seçim yaparlar. Bir kısmı eskilerden, <strong>İsmet Efendinin</strong> halifelerinden Mehmet Efendi isminde bir zatı, bir kısmı da Hacı Ahmet Efendi&#8217;yi tercih ederler. Mehmet Efendi bunları haber aldığında öbür şeyhin kim olduğunu sorar. Gençlerden, <strong>Halil Nurullah Efendi</strong>&#8216;nin halifelerinden Bandırma&#8217;da rüşdiye hocalığı yapan bir zat olduğunu öğrenir. O zaman kendi hakkından vazgeçerek:</p>
<p style="text-align: justify;">&#8211; Burası aç bir tekkedir. Ben nasıl doyurabilirim. O ise koskoca rüşdiye muallimidir. Beni de onun listesine yazınız. Ben de onu seçiyorum, buyurur.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>İsmet Efendi</strong> Hz.leri ise bu aç tekkeyi doyurma, işlerini çevirme hususunda: &#8220;Bir değirmen kurdum. Suyu nereden gelir bilinmez&#8221; dermiş.</p>
<p style="text-align: justify;">Şeyhulmeşayih Hacı Ahmet Efendi Hz.leri ömürlerinin son günlerinde hastalanıp vücutça çok düşkün bir hale gelmişlerdir. O derece ki ızdırabını hafifletmek gayesiyle seccade üzerine yatırıp bebek gibi sallarlarmış. Hava değişiminin iyi geleceğini düşünerek Ali Sırrı Efendi&#8217;nin Erenköy&#8217;deki köşküne götürmüşler. Erenköy&#8217;de bulundukları sıralarda bir gece ihvanlarından birisine rüyada:</p>
<p style="text-align: justify;">&#8211; Evlad, Rasul-ü Ekrem Efendimiz (s.a.v.)&#8217;le birlikte piranımız beni almak için geldiler. Gitmemek olmaz. İhvanı hoş tutun buyurmuşlar ve o gece 28 Cemaziyelevvel 1323 (M. 1905) tarihinde alemlerini değiştirmişlerdir.</p>
<p><a name="bahrullah"></a></p>
<h5 style="text-align: justify;"></h5>
<h5 style="text-align: justify;">BAHRULLAH EFENDİ (K.S.)</h5>
<p style="text-align: justify;">İsmet Garibullah Hazretlerinin yüksek halifelerindendir. Asıl ismi Mehmet&#8217;tir. Bahrullah lakabı Şeyhi tarafından kendisine verilmiştir. Tokat&#8217;ın Erbaa kazası, Eksel köyündendir. İrşad ile vazifelendirildiği Tokat ve çevresinde Ehl-i Sünnet Akidesi&#8217;nin bozulmadan bugünlere gelmesini sağlayan gizli bir kahramandır.</p>
<p style="text-align: justify;">Tahsilini Tokat&#8217;ta tamamlayan <strong>Bahrullah Efendi</strong> peşpeşe gördüğü rüyalarda İsmet Baba tarafından çağrılır. Bu manevi işaretler üzerine Cenab-ı Hakk&#8217;ın kendisine ezelde takdir ettiği kısmete kavuşmak arzusuyla İstanbul&#8217;a doğru yola çıkar. Bu sırada, &#8220;Kalpten kalbe yol vardır&#8221; sırrının aşinalarından olan Mevlana İsmet Yanyavi yanındaki ihvanlarına dönerek:</p>
<p style="text-align: justify;">&#8211; Tokattan bir aşık-ı sadık buraya gelmek için yola koyuldu. Kendisinden önce kokusu buraya ulaştı, diyerek müjdeyi verir.</p>
<p style="text-align: justify;">O zamanın şartlarına göre hayli meşakkatle geçen yoluculuk sonunda <strong>Bahrullah Efendi</strong>, İstanbula ulaşır. Bezm-i elestte bilişen canlar, bu alemde de buluşmuş, karışmış, kaynaşmışlardır. Şeyhinin eteği dibinde geçirdiği bu mutlu günler içerisinde <strong>Bahrullah Efendi</strong> de yetişmiş, kemal sahibi veliler arasına karışmıştır. Şimdi sıra nasibi olanları kemale ulaştırmaya gelmiştir. <strong>İsmet Efendi</strong> bu görevi kendisine şöyle bildirir:</p>
<p style="text-align: justify;">&#8211; Azizim bundan sonra siz kendi memleketinizde hizmete memursunuz. Amasya&#8217;ya vardığınızda evlenip oraya yerleşmenizi isterler. Sakın kabul etmeyiniz.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Bahrullah Efendi</strong>, Şeyhinin bu emri ile memleketinin yolunu tutar. Amasya&#8217;dan geçerken <strong>İsmet Efendinin</strong> işaret ettiği hal vuku bulur. Yüksek hallerine hayran kalanlar orada evlendirip yerleştirmek, bu şekilde kendisini sahiplenmek isterler. Fakat Efendi Hazretleri önceden tenbihli olduğu için kabul etmez. Yoluna devam edip köyüne ulaşır. Orada evlenip barklanır, fakat kimseye sırrını ifşaya yanaşmaz. Köylüler de deli molla diye hitap ettikleri bu garib dervişi köye çoban yaparlar.</p>
<p style="text-align: justify;">O günlerde Sivas Valiliğinde bulunan <strong>Memduh Paşa</strong> görev icabı Tokat&#8217;a gelir. O devirlerde Tokat da Sivas&#8217;a bağlıdır. Eksel köyünden geçerken yanında bulunanlara <strong>Bahrullah Efendi</strong> ile görüşmek istediğini bildirir. Tanımadıklarını söylerler. Öyle ya soran koskoca Vali Paşa Hazretleri, sorulan köyün garip çobanı. Nereden akıllarına gelsin. <strong>Memduh Paşa</strong>, <strong>Bahrullah Efendi</strong>&#8216;nin yüksek tevazu sebebiyle gizlendiğini anlar. Huzuruna gider. Onu, irşada memur olduğu, bu maksatla Tokat&#8217;a gönderildiği, gizlenmek yerine Peygamber Efendimiz&#8217;den kendisine kadar sahih yed ile gelen yolun yayılması, devam ettirilmesi için üzerine düşen vazifeyi yapması gerektiği, yoksa mesul olacağı hususunda ikna eder. Bu hadiseden sonra <strong>Bahrullah Efendi</strong>, kurduğu irşad mektebinden etrafına nurlar saçmaya başlar. Vafatından sonra evlatları, torunları bu hizmeti devam ettirirler.</p>
<p style="text-align: justify;">Filhakika evliya-yı kiram Allah-ü Teala&#8217;nın kabbeleri altında gizli olduğundan bilinmekleri gerekmez. Hatta şöyle söyleyebiliriz ki sırrı ağyara faş etmemek bu yolun erkanındandır. Zaten açığa vursalar da o sırrı nasibi olmayanlardan kim anlar ki. On sekiz bin alem varlığına şehadet edip duruyorken kafirler hala niye inkar edip duruyorlar?</p>
<p style="text-align: justify;">Yalnız dikkat edelim ki yüzüne karşı peçe tutunulacak kişi dost değil, düşmandır. Hazret-i Mevlana&#8217;nın tabiriyle:</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Halvet ağyardan olur; yardan değil. Kürk kışın işe yarar; yazın değil.&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">Muhakkak ki tevazu mümin-i kamilin ziynetidir. Ama haddini bilip, edeb üzre olmak başkadır; kendisine verilen vazifeyi yerine getirmek başkadır. Hem ne büyük saadettir Yüce Mevla&#8217;nın kullarının hidayetine vesile olmak.</p>
<p style="text-align: justify;">İnsanların ve cinlerin hakiki muallimi Muhammed Mustafa Aleyhissalat-ü Vesselam Efendimiz şöyle buyurmazlar mı:</p>
<p style="text-align: justify;">&#8221; Allah-ü Teala, melekleri, yuvasındaki karıncadan, denizdeki balığa kadar bütün yer ve gök ehli, insanlara hayrı öğreten kişi için salat ederler. &#8220;</p>
<p style="text-align: justify;">Ehil olanların bir an bile bu hayırdan geri kalmaları gerekmez. Şunu da unutmayalım ki gerçek ehliyet sahipleri, <strong>Bahrullah Efendi</strong> gibi kendilerini ehil görmeyenlerdir.</p>
<p><a name="osmannuri"></a></p>
<h5 style="text-align: justify;"></h5>
<h5 style="text-align: justify;">OSMAN NURİ EFENDİ (K.S.)</h5>
<p style="text-align: justify;"><a href="https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2013/10/OsmanNuri_Efendi-1.jpg" rel="lightbox"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-489 alignright" style="border: 3px solid #c48e48; margin-right: 0px; margin-left: 15px; margin-bottom: 20px;" src="https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2013/10/OsmanNuri_Efendi-1.jpg" alt="OsmanNuri_Efendi" width="180" height="220" /></a></p>
<p><strong>Ali Haydar Efendi</strong> Hazretleri’nin damadı olan <strong>Osman Nuri Efendi</strong> (r.a.), aslen Kastamonu’nun Cide kazasından olup, 1909 doğumludur. Rüşdiye tahsilinden sonra memuriyet görevindeyken <strong>Ali Haydar Efendi’ye</strong> derin bir muhabbetle intisab etmiş, <strong>Ali Haydar Efendi’nin</strong> en yakın müridlerinden olmuştur.  İstanbul’a geldikten sonra bir ara tekrar Anadolu’ya gitmesi sözkonusu olduğunda <strong>Ali Haydar Efendi’nin</strong> “seni orada evlendirmek isteyeceklerdir, sakın kabul etme. Ben kızım Saide’yi sana münasip görüyorum” diyerek en yakın mürid olması yanında, damadı olma makamına da layık görmüşlerdir. <strong>Ali Haydar Efendi</strong>, kendisine “gözümün nuru” diye hitap ederdi.</p>
<p><strong>Nuri Efendi</strong> Hz. <strong>Ali Haydar Efendi’ye</strong> intisap ettikten sonra Tekke’ye ömrü boyunca hizmet etmiş, mekânın maddi ve manevi imarında çok önemli rol oynamıştır.  O’nun, kanun gereği kapanan tevhidhane binasını Cami olarak yeniden imar edip ibadete açması, mekânın bugünlere kadar gelmesindeki en önemli hizmetlerinden biridir. Kendisi, bu cami inşa edildikten sonra gönül terbiyesi hizmetine fahri imamlık hizmetini de ekleyerek devam etmiştir.</p>
<p>Halen Dünyanın çeşitli yerlerinde irşad hizmetiyle meşgul, Tokatlı muhterem bir zat olan ve evvelden dergahın müdavimlerinden<strong> Nimetullah Efendi,</strong> kendisiyle ilgili şunları nakleder: “<strong>Nuri Efendi,</strong> Ali Haydar Efendi’nin dergahının hizmetinde bulunur, herkese yardım ederdi. Ne kadar da mütevazı, gönül ehliydi, bir görseniz. Kendisini devamlı takip ediyorum, devamlı bir işle meşgul. Kendi kendime “Allah Allah! Bu mübarek ne zaman uyuyor?” derdim. Bir gün dayanamayıp kendisine sordum:</p>
<p>“Hocam siz ne zaman istirahat ediyorsunuz?”</p>
<p>“Neden sordun evladım?” dedi. Ben;</p>
<p>“Efendim, hiç boş durmuyorsunuz. Nasihatlerinizde hep gece ibadetinden bahsettiğinize göre gece de ibadetle geçirdiğiniz için demek ki siz de pek uyumuyorsunuz. Bu uykusuzlukla böyle çalışmak nasıl mümkün olur?” deyince O tebessüm ederek:</p>
<p>“Evladım ben günde üç saatten fazla uyursam zihnimin durgunlaştığını görüyorum” buyurdular. Yani gündüz hizmetle, gece de ibadetle meşgul oluyor. Bakın işte, Allah’ın rızasını gözeten Müslüman kardeşlerim, siz de hayatınıza önce hizmeti koyacaksınız.”</p>
<p>Nuri Efendi, Tarikat-ı Aliyye-i Nakşibendi yolunun en önemli hususiyetlerinden olan hizmet ve mahfiyyet’in bir numune-i imtisali idi. Damadı merhum <strong>Osman Saraç</strong> bazen Onu “günümüzün Somuncu Babası” diye takdim ederdi.</p>
<p>Miladi 1993 senesinde vefat ederek, <strong>Edirnekapı Sakızağacı Şehitliği’nde</strong>, kayınpederi Ali Haydar Efendi’nin yanına defnedilmiştir. Mevla şefaatlerini üzerimize nasip etsin. <strong>Osman Nuri Nazlı Efendi</strong> (Rahmetullahi aleyh)’in vefatlarını müteakip kendisinin en yakın müntesiplerinden olan bir yüce gönül eri, Tekke arşivinde bulunan bir <strong>Risale-i Kudsiyye</strong> nüshasının en son sayfasına şöyle bir not düşmüştür:</p>
<p>“Fatih Çarşambası’nda İsmet Efendi Dergâh-ı Şerifi postnişini Eş-Şeyh El-Hâc Osman Nuri Efendi Hazretleri, Miladi 13 Ocak 1993 Çarşamba, Hicri 20 Receb-i Şerif 1413 tarihinde azm-i irtihal-i dar-ı beka eyleyip ferdâsı günü Edirnekapı Şehitliğinde kayınpederleri Ahıskalı Şeyh Ali Haydar Efendi kurbinde defn-i hâk-i ıtırnâk oldular. Hıyn-i vefatlarında sinn-i mübarekeleri seksen üç olmakla, dergâh-i mezkurede hizmetleri altmış üç sâl-i mukaddese bâliğ idi. Merhûm halîm, selîm, mahfî, mestûr fakat nisbet-i kudsiyyeye mazhar, esrâr-ı tarikate vâkıf bir ehl-i hâl azîz idi. Mevlay-ı Müteâl rahmet buyursun.”</p>
<p><a name="osmansarac"></a></p>
<h5 style="text-align: justify;"></h5>
<h5 style="text-align: justify;">OSMAN SARAÇ (Rahmetullahi Aleyh)</h5>
<p style="text-align: justify;"><a href="https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2013/10/OsmanSarac-1.jpg" rel="lightbox"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-338 alignright" style="border: 3px solid #c48e48; margin-right: 0px; margin-left: 15px; margin-bottom: 20px;" src="https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2013/10/OsmanSarac-1.jpg" alt="OsmanSarac" width="180" height="220" /></a>Osman Nuri Efendi’nin damadı olan <strong>Osman Saraç</strong> hocaefendi, aynı zamanda Eksel&#8217;li <strong>Bahrullah Efendi</strong> Hz. yoluyla <strong>İsmet Efendi</strong> Hazretleri&#8217;nden feyz alan Erbaa&#8217;lı Merhum Üzeyir Efendi&#8217;nin torunu’dur. Babası Hafız Mustafa Efendi merhum, İslami değerleri ve hayatı yaşamanın en zor olduğu tek parti döneminde Tokat’ın Erbaa kazasının Tanoba kasabasında ilmin ve irfanın ışığı olmuş bir zat idi. <strong>Osman Saraç</strong>, Mısır’daki El-Ezher Üniversitesindeki tahsilini tamamlayıp Türkiye’ye döndükten sonra bir süre hocalık yapmış, bilahare Milletvekili seçilmiştir. Daha sonra devletin yüksek kademelerinde çeşitli hizmetlerde bulunmuş, ve bir yandan da Tekke Camii’nde vaaz ve irşada devam etmiştir. 1998 yılında Hakk’ın rahmetine kavuşmuş, ve Edirnekapı Mısır Tarlası Kabristanı’na defnedilmiştir. Kendisi, üstün hitabet yeteneği ile temayüz etmiş hocaefendi kişiliği yanında, maddi heveslerden uzak bir gönül eri idi. Ardına bıraktığı miras, henüz basılmamış binlerce sayfa eseri ve vaazlarının ses kayıtlarıdır.</p>
<p><a name="necmullah"></a></p>
<h5 style="text-align: justify;"></h5>
<h5 style="text-align: justify;">OSMAN NECMULLAH EFENDİ (K.S.)</h5>
<p style="text-align: justify;">Rumelinde Hasköy kasabasında tevellüd edip <strong>İsmet Efendi</strong> Hazretlerin&#8217;in 22 sene hizmetlerinde bulunan <strong>Osman Necmullah Efendi</strong>&#8216;ye bir cuma günü abdest alırken eline su döktüğü Şeyhi sormuş:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>İsmet Efendi</strong>, maddi ve manevi ilimlerde yetişen bu evlatlarını ellibeş yaşında iken irşad için Bursa&#8217;ya göndermişlerdir(1885). Necmullah Efendi, evlenip yuva kurdukları Bursa&#8217;da Muradiye&#8217;de bulunan ve Kedili Dergah diye bilinen Miri Budala Dergah&#8217;ında Tarikat-i Aliyye&#8217;ye hizmet ederek 1909 senesinde 70 yaşında ahirete inkital etmişlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bursa&#8217;da hizmet ettiği dergahı ihvanlarının gayreti, hususen o vakitler adliye müfettişi bulunan ve müntesiblerinden olan Nimetullah Efendi&#8217;nin delaletiyle müceddeden inşa kılmışlardır. Vefatlarından sonra postlarına oğlu ve halifesi Mehmet Şemseddin Efendi geçmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Osman Necmullah</strong> Efendi keramet ehli bir zat olduklarından bulutlardaki suları oturdukları yerden çekerek içerlermiş. Halim, selim, sükuta mülazım bir zat imiş. Birkaç sene ramazanlara Ulucami&#8217;de itikafa girmiştir. Sair vakitlerini tekkesinde uzletle geçirirmiş. Mevla sırlarını takdis buyursun. Amin.</p>
<p><a name="dergah"></a></p>
<h4></h4>
<h4>Dergâh Haziresi Kitâbeleri</h4>
<p>&nbsp;</p>
<h5><a href="https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2013/09/kabirbuyuk-1.jpg" rel="lightbox"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-423 alignleft" style="border: 3px solid #c48e48; margin-right: 40px; margin-left: 0px;" src="https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2013/09/kabirbuyuk-1.jpg" alt="" width="240" height="320" /></a>İSMET EFENDİ (K.S.)</h5>
<p>Kutbu’l-Evliyâ</p>
<p>Es-Seyyid Eş-Şeyh Muhammed</p>
<p>Mustafa ‘İsmet</p>
<p>En-Nakşibendî El-Hâlidî</p>
<p>Kuddise Sirruhu</p>
<p>Sene 1289</p>
<p>Fi 16 Za</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<h5><a href="https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2013/10/ABDULLAHBAHAEDDIN-1.jpg" rel="lightbox"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-429 alignleft" style="border: 3px solid #c48e48; margin-right: 40px; margin-left: 0px;" src="https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2013/10/ABDULLAHBAHAEDDIN-1.jpg" alt="OLYMPUS DIGITAL CAMERA" width="240" height="320" srcset="https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2013/10/ABDULLAHBAHAEDDIN-1.jpg 240w, https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2013/10/ABDULLAHBAHAEDDIN-1-225x300.jpg 225w, https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2013/10/ABDULLAHBAHAEDDIN-1-150x200.jpg 150w" sizes="auto, (max-width: 240px) 100vw, 240px" /></a></h5>
<h5>ABDULLAH BAHAEDDİN EFENDİ (K.S.)</h5>
<p>Bâkî Huve</p>
<p>Merhum Eş-şeyh</p>
<p>‘İsmet Efendi Kuddise Sirruhu</p>
<p>Hazretlerinin mahdumu</p>
<p>Merhum Ve mağfurun leh ‘Abdullah</p>
<p>Bahâuddîn Efendi</p>
<p>Rûh-ı şerîfine Lillâhi’l-Fâtiha</p>
<p>1292</p>
<p>&nbsp;</p>
<h5><a href="https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2013/10/SERIFKUDSI-1.jpg" rel="lightbox"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-433 alignleft" style="border: 3px solid #c48e48; margin-right: 40px; margin-left: 0px; margin-bottom: 40px;" src="https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2013/10/SERIFKUDSI-1.jpg" alt="OLYMPUS DIGITAL CAMERA" width="240" height="320" srcset="https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2013/10/SERIFKUDSI-1.jpg 240w, https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2013/10/SERIFKUDSI-1-225x300.jpg 225w, https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2013/10/SERIFKUDSI-1-150x200.jpg 150w" sizes="auto, (max-width: 240px) 100vw, 240px" /></a>ŞERİF KUDSİ EFENDİ (K.S.)</h5>
<p>Huve’l-Bâkî</p>
<p>Eş-Şeyh Mustafa</p>
<p>‘İsmet Efendi Kuddise Sirruhu</p>
<p>Hazretlerinin Hulefâ-yı</p>
<p>Kirâmından İşbu dergâh-ı şerîfin</p>
<p>Şeyhi Dimetokavî Es-Seyyid Muhammed</p>
<p>Şerîf Kudsî Efendi</p>
<p>Kuddise Sirruhu ruhuna El-Fâtiha</p>
<p>Fi Sene 1303</p>
<p>10 Cemaziyelâhir</p>
<p>&nbsp;</p>
<h5><a href="https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2013/10/HUSEYINKUDSI-1.jpg" rel="lightbox"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-435 alignleft" style="border: 3px solid #c48e48; margin-right: 40px; margin-left: 0px; margin-bottom: 120px;" src="https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2013/10/HUSEYINKUDSI-1.jpg" alt="OLYMPUS DIGITAL CAMERA" width="240" height="320" srcset="https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2013/10/HUSEYINKUDSI-1.jpg 240w, https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2013/10/HUSEYINKUDSI-1-225x300.jpg 225w, https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2013/10/HUSEYINKUDSI-1-150x200.jpg 150w" sizes="auto, (max-width: 240px) 100vw, 240px" /></a>HÜSEYİN KUDSİ EFENDİ (K.S.)</h5>
<p>Huve’l-Bâkî</p>
<p>Eş-Şeyh Mustafa ‘İsmet</p>
<p>Efendi Kuddise Sirruhu</p>
<p>Hazretlerinin Hulefâ-yı</p>
<p>Kirâmından Ve Kâimpederi</p>
<p>Edirnevî Es-Seyyid Eş-Şeyh</p>
<p>Hüseyin Kudsî Efendi</p>
<p>Kuddise Sirruhu hazretlerinin</p>
<p>Ruhuna El-Fâtiha</p>
<p>Fi Sene 1304</p>
<p>4 Saferu’l-Hayr</p>
<p>Yevm-i Pazar</p>
<p>&nbsp;</p>
<h5><a href="https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2013/10/HALILNURULLAH-1.jpg" rel="lightbox"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-436 alignleft" style="border: 3px solid #c48e48; margin-right: 40px; margin-left: 0px; margin-bottom: 40px;" src="https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2013/10/HALILNURULLAH-1.jpg" alt="OLYMPUS DIGITAL CAMERA" width="240" height="320" srcset="https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2013/10/HALILNURULLAH-1.jpg 240w, https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2013/10/HALILNURULLAH-1-225x300.jpg 225w, https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2013/10/HALILNURULLAH-1-150x200.jpg 150w" sizes="auto, (max-width: 240px) 100vw, 240px" /></a>HALİL NURULLAH EFENDİ (K.S.)</h5>
<p>Huve’l-Bâkî</p>
<p>Gavsu’l-Vâsılîn Eş-Şeyh Mustafa</p>
<p>‘İsmet Efendi Kuddise Sirruhu</p>
<p>Hazretlerinin hulefâ-yı kirâmından</p>
<p>Ve Bu dergâh-ı şerîfin postnişînlerinden</p>
<p>Kutbu’l-İrşâd Zağravî Es-Seyyid Eş-Şeyh</p>
<p>Halîl Nurullah Efendi Kuddise Sirruhu</p>
<p>Hazretlerinin ruh-ı şerîflerine</p>
<p>Rızâen Lillahi Ta’âla’l-Fâtiha</p>
<p>Fi 13 Cemaziyelâhir 1311 8 Kânûn-i Evvel 1309</p>
<p>&nbsp;</p>
<h5><a href="https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2013/10/AHMEDHILMI-1.jpg" rel="lightbox"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-437 alignleft" style="border: 3px solid #c48e48; margin-right: 40px; margin-left: 0px; margin-bottom: 80px;" src="https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2013/10/AHMEDHILMI-1.jpg" alt="OLYMPUS DIGITAL CAMERA" width="240" height="320" srcset="https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2013/10/AHMEDHILMI-1.jpg 240w, https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2013/10/AHMEDHILMI-1-225x300.jpg 225w, https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2013/10/AHMEDHILMI-1-150x200.jpg 150w" sizes="auto, (max-width: 240px) 100vw, 240px" /></a>HACI AHMED HİLMİ EFENDİ (K.S.)</h5>
<p>Huve’l-Bâkî</p>
<p>Kutbu’l-İrşâd Es-Seyyid Eş-Şeyh</p>
<p>Halîl Nurullah Efendi Kuddise Sirruhu</p>
<p>Hazretlerinin hulefâ-yı kirâmından</p>
<p>İşbu dergâh-ı şerîfin postnişîni</p>
<p>Şeyhu’l-Meşâyih Eş-Şeyh Nevrekobî El-Hâcc</p>
<p>Ahmed Hilmî Efendi Kuddise Sirruhu</p>
<p>Hazretlerinin ruh-ı ‘âlîsi</p>
<p>Ve Cenâb-ı Hakk’ın rızâ-yı şerîfi</p>
<p>İçin El-Fâtiha</p>
<p>Fi 27 Cemaziyelevvel Sene 1323 Ve Fi 17 Temmuz Sene 1321</p>
<p>&nbsp;</p>
<h5>MEMDUH PAŞA HZ.</h5>
<p>Dahiliyye Nâzır-ı esbakı Memduh Paşa’ya</p>
<p>Hakk Ta’âla rahmet eylesin Kendisi</p>
<p>Tarîkat-ı ‘Aliyyeye mensub idi</p>
<p>1341</p>
<p>&nbsp;</p>
<h5><a href="https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2013/10/ALISIRRI-1.jpg" rel="lightbox"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-438 alignleft" style="border: 3px solid #c48e48; margin-right: 40px; margin-left: 0px;" src="https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2013/10/ALISIRRI-1.jpg" alt="OLYMPUS DIGITAL CAMERA" width="240" height="320" srcset="https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2013/10/ALISIRRI-1.jpg 240w, https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2013/10/ALISIRRI-1-225x300.jpg 225w, https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2013/10/ALISIRRI-1-150x200.jpg 150w" sizes="auto, (max-width: 240px) 100vw, 240px" /></a>ALİ SIRRI EFENDİ</h5>
<p>Huve’l-Bâkî</p>
<p>Hulefâ-yı Nakşibendiyye</p>
<p>Ve Kudemâ-yı ricâl-i</p>
<p>Devlet-i ‘Aliyyeden</p>
<p>El-Hâcc Ali</p>
<p>Sırrı Efendinin</p>
<p>Ruhuna El-Fâtiha</p>
<p>Fi 18 Receb 1310 Ve Fi 25 Kânûn-i Sânî 1308</p>
<h5>MİRALAY MEHMED ARİF BEY</h5>
<p>Şeyh ‘İsmet Efendi</p>
<p>Kuddise Sirruhu hazretlerinin</p>
<p>Hulefâsından Tahniyye</p>
<p>Dâiresi müdîr-i esbakı</p>
<p>Yozgat’lı merhum mîralay</p>
<p>Mehmed ‘Arif Bey’in</p>
<p>Ruhu için El-Fâtiha</p>
<p>Fi 27 Muharrem 1322 Ve Fi 31 Mart 1320</p>
<p>Çarşamba</p>
<p>&nbsp;</p><p>The post <a href="https://www.ismetefendi.org.tr/tarihi-sahsiyetler">Tarihi Şahsiyetler</a> first appeared on <a href="https://www.ismetefendi.org.tr">İsmet Efendi Vakfı</a>.</p>]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tarihi Emanetler</title>
		<link>https://www.ismetefendi.org.tr/tarihi-emanetler</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsmet Efendi Vakfı]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 Nov 2022 14:11:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İsmet Efendi Vakfı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ismetefendi.org.tr/?p=934</guid>

					<description><![CDATA[<p>GÖMLEK-İ ŞERİF   KABR-İ SAADET TOZLARI   KABE TOPRAĞI DESTMAL-İ ŞERİFLER   KABE ÖRTÜLERİ    HİLYE-İ ŞERİF    &#160; GÖMLEK-İ ŞERİF Rasul-i Ekrem’e (s.a.v) nispet olunan bu mübarek gömlek bir saraylı hanıma ailesinden yadigar olarak kalmıştır. (Eskiden saray da bir taraftan saray terbiyesi verilmek, bir taraftan da sarayın hizmetini gördürmek suretiyle yetiştirilen cariye kızlar, belirli bir yaşa gelince [...]</p>
<p>The post <a href="https://www.ismetefendi.org.tr/tarihi-emanetler">Tarihi Emanetler</a> first appeared on <a href="https://www.ismetefendi.org.tr">İsmet Efendi Vakfı</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="#gomlek">GÖMLEK-İ ŞERİF</a>   </strong><strong><a href="#kabir">KABR-İ SAADET TOZLARI</a>   </strong><a href="#kabe"><strong>KABE TOPRAĞI</strong></a></p>
<p><strong><a href="#destmal">DESTMAL-İ ŞERİFLER</a>   </strong><strong><a href="#kabeortu">KABE ÖRTÜLERİ</a>   </strong> <strong><a href="#hilye">HİLYE-İ ŞERİF</a>   </strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><a href="https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2013/09/emanetler-1.jpg" rel="lightbox"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-456" style="border: 3px solid #c48e48; margin-bottom: 15px;" src="https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2013/09/emanetler-1.jpg" alt="emanetler" width="612" height="380" /><br />
</a><a name="gomlek"></a></strong></p>
<p><strong>GÖMLEK-İ ŞERİF<br />
</strong></p>
<p>Rasul-i Ekrem’e (s.a.v) nispet olunan bu mübarek gömlek bir saraylı hanıma ailesinden yadigar olarak kalmıştır. (Eskiden saray da bir taraftan saray terbiyesi verilmek, bir taraftan da sarayın hizmetini gördürmek suretiyle yetiştirilen cariye kızlar, belirli bir yaşa gelince evlenmek isterlerse dışarıdan mevki sahibi münasip biriyle evlendirilir, çeyizleri ve düğün masrafları sarayca karşılanırdı. Sarayda yetişmiş olmak hasebiyle pek terbiyeli ve kültürlü olan bu hanımlardan bahsederken İstanbul halkı ‘saraylı hanım’ tabirini kullanırdı. İstanbul’un dillere destan terbiyesinin meydana gelmesinde saraylı hanımların büyük tesirleri olmuştur.) Bu hanım uzun müddet kendisinden sonra <b>Allah Rasulü’nün (s.a.v)</b> yadigarını kime emanet edeceğini düşünür. Bütün İstanbul’u araştırır, tavsiye edilen kimseleri inceler. <b>Ali Haydar Efendi’nin (k.s)</b> ismini işitince maksadını belli etmeden defalarca gelir, gider, etraftan soruşturur ve gönlü mutmain olunca gömleği teslim etmek arzusunu izhar eder.</p>
<p>Fakat o sıralarda askerin maneviyatını kuvvetlendirmek için vaiz olarak Çanakkale Harbi’ne iştirak etmiş olan Şeyh Efendi harpte yakalandığı kolera hastalığı sebebiyle karantinadadır. <b>Haydar Efendi Hazretleri </b>karantinadan çıktıktan sonra bizzat kendisi giderek emaneti teslim alır ve başı üzerinde taşıyarak Fatih Kumrulu Mescid civarındaki evlerine getirir. 1919 senesinde <b>İsmet Efendi Tekkesine</b> şeyh olarak tayin edildiklerinde gömleği de beraberlerinde getirmiş ve fani alemi terkedene kadar Kadir Geceleri ziyaretiyle meşgul olmuşlardır. ‘Bu gömleği torunum Hümeyra’ya bırakıyorum buyurmuşlardır’. Vefatlarından sonra da damadı <b>Osman Nuri Efendi</b> ziyaret ettirirdi. Yatsı namazından sonra ceviz sandığın içerisinden çıkarılan gömlek, kat kat bohçaları salat-ı ümmiye okunarak açıldıktan sonra huşu içinde ziyaret olunur; mevcut cemaatin ziyareti bittikten sonra tekrar salevatlar okunarak bohçaları ve sandukası içine yerleştirilip yerine kaldırılırdı. Bir dahaki ziyarete kadar o sandık hiç ortalarda görülmez, kendisinden bahis açılmazdı. Ziyaret sırasında da haric-i edep hiçbir davranışa tesadüf olunmaz, lüzumsuz gayretkarlık gösterilerine girilmezdi. Onlar yaptıklarını ettiklerini bilen güzel İnsanlardı. Rahmet olsun canlarına.</p>
<p>Server-i Enbiya (s.a.v) Efendimizin <b>Gömlek-i Şerifleri</b> ince beyaz pamuklu kumaştan yarım boyda dikilmiş olup ön kısmında <b>Kur’an-ı Kerim’den</b> ayetler, dualar, ebced hesabıyla hazırlanmış vefkler yer almaktadır. Göğüse isabet eden yerinin iki tarafında renkli olarak Mekke ve Medine resmedilmiştir. Arka tarafı ise yazısızdır. <b>Ali Haydar Efendi</b>bu yazıların daha sonraki devirlerde <b>Rasulullah (s.a.v]</b> aşıklarınca ve değişik şahıslar tarafından değişik zamanlarda yazılmak suretiyle meydana getirildiğini söylermiş. Zaten yazıların karakterinden de sonraki devirlere ait oldukları aşikardır.</p>
<p><b>Gömlek-i Şerifin</b> kumaşı Topkapı Sarayı’nda <b>Hazreti Ayşe (r.anha)</b> validemizin örtüsü diye muhafaza edilen, üzeri ayetler ve vefklerle müzeyyen kumaşa benzemektedir. Modeli ve üzerindeki yazılar ise Osmanlı devrinde savaşlarda zırh altına giyilen dualı gömleklere benzemektedir. Bu itibarla <b>Hazreti Fahri Kainat Efendimiz’in (s.a.v)</b>temasına mazhar olmuş bir gömleğin ya da peş-temal tarzı bir kıyafetin savaşlarda teberrüken üstte bulundurulması için sonraki devirlerde bu şekilde hazırlandığı ihtimali de gözden uzak bulundurulmamalıdır. Yine Topkapı Sarayındaki Mukaddes Emanetler meyanında <b>Hazreti Fatıma (r.anha)</b> validemize ait olduğu belirtilen aynı tarz bir gömlek mevcuttur.</p>
<p>Bir hatıra…</p>
<p>Tekke’nin has ihvanından Karacabey’li Asım Efendi naklediyor:<br />
<b>Ali Haydar Efendi’nin</b> ihvanları arasında <b>Bandırma’nın Okçular</b> köyünden bir <b>Hacı Baba</b> vardır; <b>Okçular’lı</b> <b>Hacı Baba</b>. Ağlamasıyla meşhurdur Hacı Baba. Selam verirsin ağlar, buyur der yer gösterirsin ağlar, hatırını sorarsın ağlar… Yüreğinde karar kılmış aşk ateşinin tesiriyle ağlar da ağlar. İşte bu <b>Hacı Baba</b>, bir kadir gecesi İstanbul’da bulunmak, geceyi efendisiyle ihya etmek için yola çıkar. Karacabey-Bandırma yolunda Karacabey’den <b>Asım Efendi</b>‘nin de içinde olduğu otobüse biner. Artık iki arkadaştırlar. Bandırma’ya varırlar, limana ulaşırlar ama o zamanlar günde bir defa hareket eden gemiyi kaçırmışlardır. Hacı Baba durur mu; oturur, ağlar, ağlar. Tek çare ertesi günkü vapuru beklemektir. Bir gün sonra tekkeye geldiklerinde sanduka getirtilir. <b>Efendimizin (s.a.v)</b>gömlekleri hususi surette tekrar açılır. Çünkü <b>Hacı Baba’nın</b> sıcak göz yaşları kendisinden önce ulaşmıştır buraya. Bir de makas istenir. <b>Ali Haydar Efendi Hz.</b> gömleğin kenarından küçük bir üçgen parça kesip Hacı Baba’ya, bir parça da ‘Hacı Baba’nın sebebine sana da’ deyip <b>Asım Efendi’ye</b> uzatır. <b>Asım Efendi</b> bu hatırasını anlatırken ‘Efendi Babamın verdiği o parçayı kefenime koymaları için saklıyorum’ demişti. Bugün gömleğin üzerinde kesik, noksan hiçbir parça görünmüyor. Herhalde o parçaları Kabe örtülerinden kesmiş olmalılar.</p>
<p>Bir diğer hatıra…<br />
Yine <b>Ali Haydar Efendi’nin</b> ihvanlarından <b>Abdurrahman Efendi</b> anlatıyor: Bir Kadir Gecesi ziyaret edilirken -kendisi ya da bir başkası- ‘Bu mübarek gömlek neden bu kadar kirli, Efendi Babam niye yıkatmıyor?’ diye içinden geçirmiş. Şeyh Efendi, biraz sonra cevabını vermiş içinden gecenin: ‘Bu gömlek yıkanırsa onun yıkandığı su devası olmayan dertlere deva olur. Bu sebeple yıkatmıyoruz evladım’.</p>
<p><strong><a href="https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2013/10/tarihiemanet-1.jpg" rel="lightbox"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-168" style="border: 3px solid #c48e48; margin-bottom: 15px;" src="https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2013/10/tarihiemanet-1.jpg" alt="tarihiemanet" width="612" height="344" srcset="https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2013/10/tarihiemanet-1.jpg 612w, https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2013/10/tarihiemanet-1-300x169.jpg 300w, https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2013/10/tarihiemanet-1-150x84.jpg 150w, https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2013/10/tarihiemanet-1-450x253.jpg 450w" sizes="auto, (max-width: 612px) 100vw, 612px" /></a>KABR-İ SAADET TOZLARI<a name="kabir"></a></strong><br />
<strong>İki Cihan Sultanı Efendimiz&#8217;in (s.a.v)</strong> Medine-i Münevvere&#8217;de Yeşil Kubbe altında kat kat duvarlar, perdeler, şebekeler içinde bulunan kabr-i şeriflerinin eskiden muayyen zamanlarda kapısı merasimle açılır, hademeleri tarafından temizliği yapılır, çıkan tozlar teberrüken muhafaza olunmak üzere muhtelif şahıs ve yerlere hediye edilirmiş. <strong>Gömlek-i Şerifle</strong> birlikte muhafaza edilen küçük küçük kağıt parçalarına sarılı tozlar farklı zamanlarda hediye olarak gelmiş olmalıdır. Bu tozların bir kısmı mücavir olarak Medine-i Münevvere&#8217;ye yerleşen ve <strong>Ali Haydar Efendi&#8217;nin</strong> ihvanlarından olan <strong>Tevfik Efendi</strong> tarafından getirilmiştir.</p>
<p><strong>KABE TOPRAĞI<a name="kabe"></a></strong><br />
<strong>Gömlek-i Şerif</strong> sandukası içerisinde muhafaza edilen birtakım topraklar taş ve cam parçaları ihtimal ki <strong>Kabe-i Muazzama&#8217;ya</strong> ait olmalıdır. [başa dön]</p>
<p><strong>DESTMAL-İ ŞERİFLER<a name="destmal"></a></strong><br />
<strong>Dest-mal</strong>, kelime olarak el-bezi, mendil manasına gelmektedir. Halifelik zamanında Topkapı Sarayında gerçekleştirilen Hırka-i Saadet ziyaretlerinde padişah tarafından <strong>Hırka-i Saadet</strong> üzerine bir tülbent konulur, ziyaret eden kişi hırkayı tülbent üzerinden öptükten sonra tülbent kendisine hediye edilirdi. Ziyaretçi bu tülbenti ömrü boyunca mukaddes bir hatıra olarak saklar, vefatından sonra tabutunun ya da kefenin üzerine örtülmesini vasiyet ederdi. Sarayda hususi surette hazırlanan bu tülbentlere destmal adı verilirdi. Destmallerin dört kenarında</p>
<p>Hırka-i Hazreti Fahri Rusul&#8217;e<br />
Atlas-ı çarh olamaz pay-endaz<br />
Yüz sürüp zeyline takbil iderek<br />
Kıl Şefi&#8217;i Ümem&#8217;e arz-ı niyaz</p>
<p>mısraları yazılı olurdu. Ortasında da madalyon tarzında bir ayet-i kerime ya da dua bulurdu. [başa dön]</p>
<p><strong>KABE ÖRTÜLERİ<a name="kabeortu"></a></strong><br />
Yemen Meliklerinden <strong>Tubba</strong>, ordusu ile sefer ederken Kabe&#8217;nin yakınından geçer. Maiyyetinde bulunan alimler Kabe&#8217;nin ehemmiyetini ve <strong>Ahir Zaman Nebisi (s.a.v)</strong>&#8216;nin burada dünyayı teşrif buyuracağını söylemeleri üzerine bir örtü hazırlatarak Kabe&#8217;ye kuşatır. O zamandan sonra Kabe&#8217;ye örtü giydirmek adet olarak kalır. <strong>Melik Tubba</strong> Medine&#8217;den geçerken de alimler <strong>Ahir Zaman Nebisi (s.a.v)</strong>&#8216;nin burada ikamet edeceğini haber verirler. <strong>Tubba</strong>, o zamanki ismi Yesrib olan Medine-i Münevvere&#8217;de <strong>Mübarek Peygamberimiz (s.a.v)&#8217;</strong>in ikameti için bir ev inşa ettirir, bir evladını o eve yerleştirir ve <strong>Ahir Zaman Peygamberi (s.a,v)</strong>&#8216;ne ulaştınlılması için bir mektup bırakır. Hicrette yedi ay Fahr-i Cihan Hazretleri (s.a.v)&#8217;ni ağırlayan <strong>Eyüp Sultan Hazretlerine</strong> ait evin bu ev olduğu rivayet edilir.Her sene değiştirilen ve &#8216;sitare&#8217; adı verilen siyah ipek kumaştan Kabe örtüsünün üzeri jakarlı olarak yazılarla tezyin edilmiştir. Kabe&#8217;nin içi ise beyaz yazılı kırmızı perde ile kaplıdır.<strong>Kabe Örtüsünün Gömlek-i Şerif</strong> ile birlikte muhafaza edilen büyük ebattaki bir parçası yeni tarihlere ait, küçük siyah ve kırmızı parçalar ise eski tarihlere ait erimiş vaziyettedir.</p>
<p><strong>HİLYE-İ ŞERİF<a name="hilye"></a></strong></p>
<p><a href="https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2013/09/Hilye-1.jpg" rel="lightbox"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-542" src="https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2013/09/Hilye-1.jpg" alt="Hilye" width="131" height="300" /></a></p><p>The post <a href="https://www.ismetefendi.org.tr/tarihi-emanetler">Tarihi Emanetler</a> first appeared on <a href="https://www.ismetefendi.org.tr">İsmet Efendi Vakfı</a>.</p>]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Takdim</title>
		<link>https://www.ismetefendi.org.tr/takdim</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsmet Efendi Vakfı]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 Nov 2022 13:56:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İsmet Efendi Vakfı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ismetefendi.org.tr/?p=929</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Tasavvuf” ve “Vakıf”, Osmanlı Medeniyetinin müesseseleştirdiği  iki önemli kavram… Tasavvuf, kısaca insanın özündeki cevheri işleyip onu yaradılmışların en yücesi yapan makama çıkarmanın yolu ve yordamı olarak ifade edilirse, tekke veya dergahlar da bu yolun taliminin yapıldığı mekanlardı. Vakıf ise insani değerleri ve hayrı sonsuza taşımanın yolu… Osmanlı coğrafyasının her köşesinde zaman zaman birbirinin içinde de [...]</p>
<p>The post <a href="https://www.ismetefendi.org.tr/takdim">Takdim</a> first appeared on <a href="https://www.ismetefendi.org.tr">İsmet Efendi Vakfı</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2013/09/tasavvuf-nedir-1.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-273 alignright" style="border: 3px solid #c48e48; margin-right: 0px; margin-left: 15px;" src="https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2013/09/tasavvuf-nedir.jpg" alt="tasavvuf-nedir" width="270" height="212" /></a>“<strong>Tasavvuf</strong>” ve “<strong>Vakıf</strong>”, Osmanlı Medeniyetinin müesseseleştirdiği  iki önemli kavram… <strong>Tasavvuf,</strong> kısaca insanın özündeki cevheri işleyip onu yaradılmışların en yücesi yapan makama çıkarmanın yolu ve yordamı olarak ifade edilirse, <strong>tekke</strong> veya <strong>dergahlar</strong> da bu yolun taliminin yapıldığı mekanlardı. <strong>Vakıf</strong> ise insani değerleri ve hayrı sonsuza taşımanın yolu… Osmanlı coğrafyasının her köşesinde zaman zaman birbirinin içinde de yer alarak tezahür etmiş bu iki değerli müessesenin, Dersaadet’te zirve numunelerini görüyoruz. Aziz İstanbul’un hemen her semtinde bir <strong>tekke</strong> veya <strong>vakıf</strong> eseri bulmak mümkündür. İşte <strong>İsmet Efendi Tekkesi</strong> de Aziz İstanbul’un böyle mânâ ve tarih ile dopdolu köşelerinden biridir. <strong>Yanya’lı Şeyh Mustafa İsmet Efendi Hazretleri’nin</strong> kurduğu, <strong>Sultan Abdülmecid</strong>’in de teveccüh ettiği, <strong>Sultan 2. Abdülhamid’in</strong> Dahiliye Nazırı <strong>Memduh Paşa</strong>’nın, <strong>Tophane Müşiri Zeki Paşa’nın</strong> ve Osmanlı’nın son dönemindeki diğer devlet adamları’nın ihya ettikleri bu Kapı’nın son resmi postnişini Osmanlı Sarayı Huzur Hocalarından, Mecelle Telif Heyeti Reisi Merhum <strong>Ahıskalı Şeyh Ali Haydar Efendi Hazretleridir.</strong></p>
<p style="text-align: justify;">İnsanın özündeki cevherin ortaya çıkarılıp işlendiği, onu, yaradılmışların en üzerindeki makamına çıkaran “hal ilminin” ta’lim edildiği, irfanın ve sanatın hayat bulduğu tekkeler bugün resmen yok, ama bu kültür mirasının üzerimize yüklediği sorumluluk baki. İnsanı insan yapan “hali” kazanmak için zamanın ve zeminin şartları içinde yapılabilecek bir çok şey var. Bu bazen bir tedris faaliyeti, bazen bir sanatın icrası, bazen ikram ve yardım faaliyeti, bazen yayın, bazen de sohbet meclisleri olabilir. Bunların gerçekleştirileceği öncelikle tarihi mekanları korumak ve yaşatmak, belki de yenilerini yapmak olabilir.</p>
<p style="text-align: justify;">İşte <strong>İsmet Efendi Tekkesi</strong> de, hatırasına sahip çıkanlara yüklediği sorumluluğun bir gereği olarak önce 1960’ta “<strong>İsmet Efendi Tekke Mescidi</strong>” adında bir cami, sonra 1999’da “<strong>Yanyalı Mustafa İsmet Efendi Camii Koruma, Eserlerini Araştırma ve Yaşatma Derneği</strong>” adında bir dernek çatısı altında muhafazaya alındı ve irfan-ihsan faaliyetine devam etti. Ve nihayet Miladi 2011 yılının Aralık, Hicri 1433 yılının Muharrem ayında “<strong>İsmet Efendi Eğitim, Kültür, Yardımlaşma ve Tarihi Eserleri Koruma Vakfı</strong>” adı altında bir müesseseye kavuştu. Yapılagelen faaliyetlerin daha kapsamlı ve etkili olabilmesi için öncelikle fiziki mekanı ihya adına, daha önce dernek tarafından çizdirilmiş ve Koruma Kurulunca onaylanmış olan restorasyon projesinin gerçekleştirilmesi ilk hedeftir.</p>
<p style="text-align: justify;">Dernek çatısı altında başlanmış olan eğitim, araştırma, yayın, ikram, yardım ve koruma faaliyetleri artık <strong>Vakıf</strong> çatısı altında daha profesyonelce devam edecek, ve inşaallah bu mekan, “kâmil insan-medeni toplum” ülküsünü gerçekleştirme yolunda önemli katkılar sağlayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Bu sitede Dernekten Vakıf’a uzanan süreçte mekanın ihyası adına yapılanlar ve yapılacak olanların anlatıldığı bölümleri dikkatinize arz ediyoruz.</em></p><p>The post <a href="https://www.ismetefendi.org.tr/takdim">Takdim</a> first appeared on <a href="https://www.ismetefendi.org.tr">İsmet Efendi Vakfı</a>.</p>]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mustafa İsmet Efendi (K.S.)</title>
		<link>https://www.ismetefendi.org.tr/mustafa-ismet-efendi-k-s</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsmet Efendi Vakfı]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 Nov 2022 13:55:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İsmet Efendi Vakfı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ismetefendi.org.tr/?p=925</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Osmanlı Devleti’nin son döneminde İstanbul’daki en meşhur ve etkili Nakşibendî şeyhlerinden, Kutbül-evliya Es-Seyyid Eş-Şeyh Muhammed Mustafa İsmet Garibullah El-Yanyavi El-Nakşibendi El-Halidi Hazretleri, Mevlânâ Hâlid Ziyâeddîn hulefâsından Abdullâh-ı Mekkî’nin halîfesidir ve Silsile-i Zeheb (Altın Silsile) denmekle meşhur veliler zincirinin 31.ferd-i kamilidir. H.1223 (M.1808) senesinde Yanya’da dünyâya zînet verip, H.16 Zi&#8217;l-ka&#8217;de 1289/(M. 15 Ocak 1873) senesinde [...]</p>
<p>The post <a href="https://www.ismetefendi.org.tr/mustafa-ismet-efendi-k-s">Mustafa İsmet Efendi (K.S.)</a> first appeared on <a href="https://www.ismetefendi.org.tr">İsmet Efendi Vakfı</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>Osmanlı Devleti’nin son döneminde İstanbul’daki en meşhur ve etkili Nakşibendî şeyhlerinden, Kutbül-evliya Es-Seyyid Eş-Şeyh Muhammed Mustafa İsmet Garibullah El-Yanyavi El-Nakşibendi El-Halidi Hazretleri, Mevlânâ Hâlid Ziyâeddîn hulefâsından Abdullâh-ı Mekkî’nin halîfesidir ve Silsile-i Zeheb (Altın Silsile) denmekle meşhur veliler zincirinin 31.ferd-i kamilidir. H.1223 (M.1808) senesinde Yanya’da dünyâya zînet verip, H.16 Zi&#8217;l-ka&#8217;de 1289/(M. 15 Ocak 1873) senesinde ahirete irtihâl eylemiş ve İstanbul Çarşamba’daki dergâhında defnedilmiştir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2013/09/silsile-1.jpg" rel="lightbox"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-532 alignright" style="border: 3px solid #c48e48; margin-right: 0px; margin-left: 15px;" src="https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2013/09/silsile-1-300x194.jpg" alt="Silsile" width="300" height="194" srcset="https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2013/09/silsile-1-300x194.jpg 300w, https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2013/09/silsile-1-150x97.jpg 150w, https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2013/09/silsile-1-450x291.jpg 450w, https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2013/09/silsile-1.jpg 600w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /></a></p>
<p><b>Tarikat-ı Aliyye Silsilesi</b></p>
<p>Silsile-i Zeheb, Hz. Peygamber Aleyhissalat-ü Vesselam’dan kendilerine şu şekilde intikal eder:</p>
<p>Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz<br />
Hz.Ebubekir (R.A)<br />
Selman-ı Farisi (R.A)<br />
Kasım bin Muhammed bin Ebubekr (R.A)<br />
Cafer-i Sadık (R.A)<br />
Bayezid-i Bestami (K.S.)<br />
Ebülhasen-i Harkani (K.S.)<br />
Ebu Ali Faramedi (K.K.)<br />
Yusuf-u Hemedani (K.S.)<br />
Abdülhalik-ı Gocduvani (K.S.)<br />
Arif-i Rivegeri (K.S)<br />
Mahmud-u İncirfagnevi (K.S.)<br />
Ali Ramiteni (K.S.)<br />
Muhammed Baba Semmasi (K.S.)<br />
Seyyid Emir Külal (K.S.)<br />
Şah-ı Nakşibend Muhammed Behaeddin (K.S.)<br />
Alaeddin-i Attar (K.S.)<br />
Yakub-u Çerhi El-Hisari (K.S.)<br />
Ubeydullah-ı Ahrar (K.S.)<br />
Muhammed Zahid (K.S.)<br />
Derviş Muhammed (K.S.)<br />
Hacegi Semerkandi (K.S.)<br />
Muhammed Bakibillah (K.S.)<br />
İmam-ı Rabbani (K.S.)<br />
Muhammed Masum-ı Faruki (K.S.)<br />
Eş-Şeyh Seyfeddin (K.S.)<br />
Nur Muhammed Bedavüni (K.S.)<br />
Habibullah-ı Can-ı Canan El-Mazhar (K.S.)<br />
Abdullah-ı Dehlevi (K.S.)<br />
Mevlana Halid-i Bağdadi (K.S.)<br />
Abdullah-ı Mekki (K.S.)<br />
Mustafa İsmet Yanyavi (K.S.)</p>
<p><strong>Silsile-i Aliye İsmet Efendi‘den sonra şu şekilde devam etmiştir;</strong></p>
<p>Halil Nurullah Zağravi (K.S.)<br />
Hacı Ali Rıza El-Bezzaz (K.S.)<br />
Ali Haydar Ahıskavi (K.S.)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2013/09/risalei_kudsiye-1.jpg" rel="lightbox"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-540 alignright" style="border: 3px solid #c48e48; margin-right: 0px; margin-left: 15px;" src="https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2013/09/risalei_kudsiye-1.jpg" alt="risalei_kudsiye" width="217" height="300" srcset="https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2013/09/risalei_kudsiye-1.jpg 850w, https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2013/09/risalei_kudsiye-1-218x300.jpg 218w, https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2013/09/risalei_kudsiye-1-743x1024.jpg 743w, https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2013/09/risalei_kudsiye-1-768x1058.jpg 768w, https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2013/09/risalei_kudsiye-1-150x207.jpg 150w, https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2013/09/risalei_kudsiye-1-450x620.jpg 450w" sizes="auto, (max-width: 217px) 100vw, 217px" /></a></p>
<p><b>Gençliği ve Tasavvufa İntisabı</b></p>
<p>İsmet Efendi bugün Yunanistan sınırları içinde bulunan Yanya’da 1223/(1808) senesinde alem-i dünyayı teşrif edip gençlik yıllarında Yanya Mahkeme-i Şer’iyye’si katipliğinde bulunmuşlardır. Risale-i Kudsiyye’lerinde bu konuda şöyle buyururlar:</p>
<p>İlahi Mustafa İsmet ki ismim<br />
Zuhuru Yanya’da oldu bu cismim<br />
Aman garket visal-i bahre resmim<br />
Bu resmim mahvolup Hakk’a gidelim<br />
Cemal-i bâkemale seyredelim</p>
<p>Cenab-ı Hakk’ın gönüllerine yerleştirdiği muhabbet ateşi hararetini hissettirmeye başladığında Yanya’dan ayrılarak Mekke-i Mükerreme’ye gitmişler; Mevlana Halid-i Bağdadi Hz.leri hulefasından Abdullah-ı Mekki’ye intisab ile Nakşibendi yoluna kudum kılmışlardır. Abdullah-ı Mekki Hz.leri aslen Erzincan’lı olup; Mekke-i Mükerereme’de mücavir kalarak, Ebu Kubeys Dağındaki tekkelerinde irşad ile meşgul olurlarmış. İsmet Efendi, yedi sene içerisinde seyr-ü süluklarını ikmal ve Hilafet-i Nakşibendiyye’yi hak etmişlerdir.</p>
<p>Daha sonra şeyhlerinden izin alarak Süleyman Efendi isminde bir zatın refakatınde Taif cihetine doğru yola çıkarlar. Çölde giderlerken devesinin çöküp yürümemesi üzerine Süleyman Efendi önde ilerlemekte olan İsmet Efendi‘ye hitaben:</p>
<p>&#8211; İsmet, İsmet! Şeyhimiz vefat etti. Vazifesi de bu fakire verildi. Geri dönelim, buyururlar ve dönerler.</p>
<p>Gerçekten de Mekke-i Mükerreme’ye vasıl olduklarında Abdullah-ı Mücavir fi Beledillah Hz.lerinin alemlerini değiştirdiği haberiyle karşılaşırlar. Bunun üzerine Şeyh Süleyman Efendi Mekke-i Mükerreme’deki dergahta irşad postuna cülus eder. Risale-i Kudsiyye’de bu zatın ismi şerifi şöyle geçer:</p>
<p>Hususa Mekke’de Eş-Şeyh Süleyman<br />
Oluptur naib-i menab-ı gavs-ı İrfan<br />
Bu gavsın tut elin Hakk’a gidelim<br />
Cemal-i bakemale seyredelim<br />
Risale-i Kudsiyye isimli eserlerini burada iken ilham ile kaleme almışlardır. Bu eseri ne niyetle ve nasıl yazdıkları eserin baş ve son kısımlarında gayet açık ifade olunmuştur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><b>İzdivacı, İstanbul’a Yerleşmesi ve Tekke’yi Kurması</b></p>
<p>İsmet Efendi Edirne’de iken sevgili ihvanlardan ve halifelerinden Hüseyin Kudsi Efendi’nin kerimesi ile izdivaç buyurmuşlardır. Bu evlilikten Nimetullah, Hafız, Ferdi, Behaeddin isimlerinde dört oğlu; Nakşiye ve Sıddika isimlerinde iki kızı dünyaya gelmiştir.</p>
<p>Cennetmekan Abdülmecid Han devrinde İstanbul’a göçerek bir müddet kayınpederlerinin Koca Mustafa Paşa civarında satın aldıkları evde irşad ile meşgul olmuştur. Daha sonra şimdi dergahlarının bulunduğu yeri almak için sahibiyle anlaşmıştır. Bu arada Fener Patrikhanesi’nden “Kırmızı Kilise” denilen Rum okulunu buraya yaptırmak için çok yüksek paralar teklif edilmişse de yer sahibi:</p>
<p>“Ben malımı kiliseye vereceğime bedava olarak tekkeye veririm. Kıyamete kadar Cenab-ı Hakk’ın şerefli ismi zikredilir“ diyerek ehven fiyatla İsmet Efendi‘ye satmıştır. Tekkenin inşasından sonra Hz. İsmet Yanyavi kaddesallahü sırrahü’l âli:</p>
<p>“Tekkeyi buldunuz galiba şeyhi kaybedeceksiniz“ buyurmuşlar.</p>
<p>Hakikaten de altı ay geçmeden arkalarında birçok ihvan ve altmış kadar halife bırakarak H. 16 Zilhicce 1289 (M. 15 Ocak 1872) tarihinde ahirete intikal etmişlerdir. Bâri Teala yüksek himmetlerini üzerimize sâyeban eylesin. Nisbet-i Kudsiyyeleri ile mensub olduğumuz halde ömrümüzü ikmal edip civarlarına kavuşmayı nasib eylesin. Amin.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><b>İsmet Efendi’nin Tasavvufi Şahsiyetini Gösteren Hatıralar</b></p>
<p>İsmet Efendi , Abdülhamid Hân’ın Dahiliye Nazırı Mehmed Memdûh Paşa’nın da mürşididir. Paşa, Dîvân’ında mürşidi hakkında sahîfeler dolusu manzûmeler yazarak medhetmiştir.</p>
<p>İsmet Efendi’ye başta Sultân Abdülmecîd ve Sultân Abdülazîz merhûmlar olmak üzere, diğer devlet ricâlinden de büyük teveccüh gösterilmiştir. Hatta Sultan Abdülmecid Han, İsmet Efendi tekkesi müntesiplerinin her Perşembe akşamı türbesi başında Hatm-i Şerif okumalarını vasiyet etmiştir.</p>
<p>Müverrihînden Amasyalı Hüseyin Hüsâmeddin Efendi, “Âteş Hoca” denilen Mustafa Efendi’den nakletmektedir:</p>
<p>İsmet Efendi’ye intisâb etmek istediği hâlde bir türlü kuvvet-i kalb hâsıl olmaz imiş. Bir gün yolda güzel bir hânım görür. Hasbe’l-beşeriyye nazarı şiddetle taalluk eder. Bu sırada Şeyh İsmet Efendi’nin eli zuhûr eder. İki gözünün önünde haylûlet eder, kadına bakamaz olur. Bu burhân üzerine derhal gider intisâb eyler. Bu durumu Hz. Şeyh’e arz ettiğinde, tevâzuan “O el, benim değil, sizin dest-i himmetinizdir.” diye izhâr-ı âsâr-ı mahviyyet buyurur.</p>
<p>Mustafa İsmet Efendi (K.S.) yüksek yolları gereği enbiyanın imamı, evliyanın serdarı Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz’i kendisine yegane rehber bilmiş, her işte ona uymayı en büyük saadet, onun izinde idrak edilen her anı en büyük kâr telakki etmiştir. Şeriatsız tarikatın mümkün olamayacağını üzerine basa basa anlatmıştır. İlme, irfana büyük ehemmiyyet vermiştir. Eserlerinden kendisinin de dini ilimlere ve Arap diline mükemmelen vakıf olduğu anlaşılmaktadır. Yegane gayesi kendisini yoktan var eden Allah’ını tanımak, bilmek, layıkı vechile ona kulluk yapabilmek olmuştur. Zamanın devlet erkanının, hatta devrin padişahının dahi ihvanları arasında bulunmasına rağmen dünya malı ve mevkiine zerrece itibar etmemiş, baki olan Allah’ının imanıyla doldurduğu gönlünde fani zevklere yer vermemiştir.</p>
<p>Nitekim Kendisine Padişah tarafından hediye edilen yüzlerce altını, bir gün içinde fukarâya ve ihtiyâca sarf ettiği, ihtirâsın en küçük bir nişanesini bile göstermediği rivayet edilmiştir.</p>
<p>Kendisinin dünya malı ve mevkiine itibar etmediğine dair şöyle de bir hikaye nakledilir:</p>
<p>Sultan Mecid Han şeyhini ne zaman saraya yemeğe çağırsa İsmet Efendi yer gibi yaparak ekmekleri koynuna doldururmuş. Bunu farkeden müzevvirlerden birinin padişaha tezvir etmesi üzerine sofradan bir ekmek alarak elliyle sıkmış. Ekmekten damlayan kanları sultana göstermiş. Bununla dünya malının hakikatini, bu alemde yüksek derecelerde bulunanların tehlikelerden uzak kalmayacaklarını, mevki, makam büyüdükçe yüklenilen sorumluluğun da büyüdüğünü anlatmak istemiştir. Yoksa Abdülmecid Han’a karşı olan samimi hislerine, derin muhabbetine Risale-i Kudsiyye’leri şehadet etmektedir.</p>
<p>Yine nakledilir ki İsmet Efendi (K.S.) bir gün berberde traş oluyormuş. O esnada bir beyoğlu işlemeli koşumlar koşulmuş doru atıyla çıkagelmiş. Beyoğlunun teşrifi üzerine orada bulunanların hepsi ayağa kalkalar selamlamışlar. İsmet Efendi ise gelen gidenle alakasız bir halde gözleri kapalı oturuyorlarmış. Beyoğlu bir dervişin karşısında pervasızca oturuşundan son derece hiddetlenmiş. Yanına gelmiş. Eliyle tık tık diye kafasına vurup berabere hitaben: “Bu kabağı mı traş ediyorsun” demiş. Malum olunduğu üzre o devirlerde başta devamlı fes, sarık gibi şeyler bulundurulduğundan ustura ile tıraş olmak adet idi. Cenab-ı Şeyh’in mübarek başı da henüz tıraştan çıkmış olduğundan ve sabunları da üzerinde durduğundan, tabiri caizse hakikaten kabak gibi parlamaktaymış. Zavallı berber Şeyh Efendiyi tanıdığından kızarmış bozarmışsa da sükut etmek mecburiyetinde kalmış. İsmet Efendi ise bu yapılan hakaret kendisine değilmişcesine hiçi oralı olmamış. Beyoğlu hışımla geri dönüp atına binmek için zıplamış. Zıplamasıyla birlikte atın öbür tarafından tepesi üstü yere çakılması bir olmuş. Korkudan yuvasından fırlayacakmış gibi irileşmiş gözleriyle bakıp bağırmış:</p>
<p>&#8211; Aman berber. Ne oluyor?</p>
<p>Berber eliyle İsmet Efendi‘yi işaret edip cevaplamış:</p>
<p>&#8211; Kabağa sor, kabağa.</p>
<p><a href="https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2013/09/kabirbuyuk-1.jpg" rel="lightbox"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-476 alignright" style="border: 3px solid #c48e48; margin-right: 0px; margin-left: 15px;" src="https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2013/09/kabirbuyuk-1.jpg" alt="kabirbuyuk" width="229" height="300" srcset="https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2013/09/kabirbuyuk-1.jpg 472w, https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2013/09/kabirbuyuk-1-230x300.jpg 230w, https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2013/09/kabirbuyuk-1-150x196.jpg 150w, https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2013/09/kabirbuyuk-1-450x587.jpg 450w" sizes="auto, (max-width: 229px) 100vw, 229px" /></a></p>
<p>Hakikat-i Muhammediyye’ye mazhar olan bu gibi zatların vücutları gerçekte aleme rahmettir. Belaya sebebiyet vermezler. Fakat beyoğlu gibi bela arayanlar onlara çarpıp kendi kendilerini yaralarlar. Yoksa onların yanına bir nebze muhabbetle varanlar, yollarında çok cüz’i gayret sarfedenler dahi tarifsiz kazançlara nail olurlar. Nitekim İsmet Baba (K.S.): “Allahım bana vadetti. Dergahımın kapısından bir defacık muhabbetle bakanı bile unutmayacak. Kıyamet gününde ona şefaat edeceğim” buyurmuş. Bunun tezahür etmiş bir örneğini de şöyle hikaye ederler:</p>
<p>Vaktiyle Ortaköy’de oturan bir Arnavut her gün kalkar, yaya olarak tekkeye gelir, bahçede meşgul olur, akşam üzeri gene yaya olarak geri dönermiş. Ömrü tamama erip ecel vaki olduğunda kızı bu zatı rüyasında görüp halini sormuş. “Merak etme kızım, diye cevaplamış. Arnavut “Burada şeyh efendiler beni yanlarına aldılar. Rahatım gayet iyidir.”</p>
<p>Mevlana İsmet Garibullah Efendimiz Peygamber-i Zişan Hz.lerinin (S.A.V.) sünnet-i seniyyelerine uyarak halifelerinden her birine hallerine uygun birer lakap vermişlerdir. Mesela Halil Efendi’ye “Nurullah,” Mehmet Efendi’ye “Bahrullah”, Hüseyin ve Şerif Efendiler’e “Kudsi” demişler, kendilerine de “Garibullah” (Allah’ın Garibi) ismini layık görmüşlerdir.</p>
<p>İsmet Efendi Hazretlerinin orta boylu, zayıf vücutlu, uzuna yakın yuvarlak ve gayet güzel yüzlü, siyah gözlü, nurani, buğday tenli olduğu nakledilmektedir. Mübarek burunları gayet güzel olup, orta yeri bir miktar yüksekçeymiş. Vefatlarında henüz beyazlamaya başlamış olan saç ve sakalları siyah ve gür imiş. Kaş ve kirpikleri de keza siyah imiş. Azalar ve tenasüp mükemmel olup, bir hüsn-ü suretmiş.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><b>İsmet Efendi Hazretlerinin Meşhur Halifeleri:</b></p>
<p><b>Şeyh Şerîf Kudsî Efendi</b>. Velâdeti : 1235(1820). Vefâtı : 10 Cemâziye&#8217;l-âhir 1303/(14 Şubat 1886).<br />
<b>Şeyh Hüseyin Kudsî Efendi</b>. İsmet Efendi’nin kayınpederi ve halîfesidir. Karîn-âbâdlı idi. Pederi Şân, onun pederi Arnavud hânedânından Muslihuddin Çavuş’tur.<br />
<b>Şeyh Halîl Nûrullâh Efendi</b>. Velâdeti : 1232/(1817). Vefâtı : 13 Cemâziye&#8217;l-âhir 1309/(15 Ocak 1892)<br />
<b>Şeyh Ahmed Hilmi Efendi</b>. Velâdeti : 15 Şa&#8217;bân 1266/(12 Haziran 1850). Vefâtı : 27 Cemâziye&#8217;l-evvel 1323/(30 Ağustos 1905).<br />
Hacı Halîl Efendi merhûmun halîfesi:<br />
<b>Şeyh Hacı Ali Efendi</b>. Velâdeti : 1267/(1851). Vefâtı : 1 Ağustos 1330/(13 Ağustos 1914).<br />
<b>Ahıskalı Haydar Efendi</b>. Velâdeti: 1286/(1869) Vefâtı : (1 Ağustos 1960).</p><p>The post <a href="https://www.ismetefendi.org.tr/mustafa-ismet-efendi-k-s">Mustafa İsmet Efendi (K.S.)</a> first appeared on <a href="https://www.ismetefendi.org.tr">İsmet Efendi Vakfı</a>.</p>]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mekanın Tarihçesi</title>
		<link>https://www.ismetefendi.org.tr/mekanin-tarihcesi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsmet Efendi Vakfı]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 Nov 2022 13:54:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İsmet Efendi Vakfı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ismetefendi.org.tr/?p=922</guid>

					<description><![CDATA[<p>İsmet Efendi Tekkesi, Yanyalı Şeyh Mustafa İsmet Efendi (k.s) tarafından tesis edilmiş ve vakfiyesinde geçen ifade ile &#8216;derunünde icra-yı zikrullah olunmak üzere&#8217; 1872&#8217;de vakfedilmiştir. Gençlik yıllarında Yanya Mahkeme-i Şer&#8217;iyye&#8217;si katipliğinde bulunan Mustafa İsmet Efendi Hazretleri, Cenab-ı Hakk&#8217;ın gönüllerine yerleştirdiği muhabbet ateşi hararetini hissettirmeye başladığında Yanya&#8217;dan ayrılarak Mekke-i Mükerreme&#8217;ye gitmişler; Mevlana Halid-i Bağdadi Hz.leri hulefasından Abdullah-ı [...]</p>
<p>The post <a href="https://www.ismetefendi.org.tr/mekanin-tarihcesi">Mekanın Tarihçesi</a> first appeared on <a href="https://www.ismetefendi.org.tr">İsmet Efendi Vakfı</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-979 size-full" src="https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2022/11/ismet_efendi_tekkesi2-702x336-1.jpg" alt="" width="702" height="336" srcset="https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2022/11/ismet_efendi_tekkesi2-702x336-1.jpg 702w, https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2022/11/ismet_efendi_tekkesi2-702x336-1-300x144.jpg 300w, https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2022/11/ismet_efendi_tekkesi2-702x336-1-150x72.jpg 150w, https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2022/11/ismet_efendi_tekkesi2-702x336-1-450x215.jpg 450w" sizes="auto, (max-width: 702px) 100vw, 702px" />İsmet Efendi Tekkesi</strong>, <strong>Yanyalı Şeyh Mustafa İsmet Efendi (k.s)</strong> tarafından tesis edilmiş ve vakfiyesinde geçen ifade ile &#8216;derunünde icra-yı zikrullah olunmak üzere&#8217; 1872&#8217;de vakfedilmiştir. Gençlik yıllarında Yanya Mahkeme-i Şer&#8217;iyye&#8217;si katipliğinde bulunan <strong>Mustafa İsmet Efendi Hazretleri</strong>, Cenab-ı Hakk&#8217;ın gönüllerine yerleştirdiği muhabbet ateşi hararetini hissettirmeye başladığında Yanya&#8217;dan ayrılarak Mekke-i Mükerreme&#8217;ye gitmişler; <strong>Mevlana Halid-i Bağdadi Hz</strong>.leri hulefasından <strong>Abdullah-ı Mekki&#8217;ye</strong> intisab ile Nakşibendi yolu&#8217;na kudum kılmışlardır.</p>
<p>Şeyhinin vefatının ardından Edirne&#8217;ye gelmiş, daha sonra bir müddet de İstanbul&#8217;da Kocamustafapaşa semtinde ikamet etmiştir. Nihayet Çarşamba&#8217;daki konağı satın alarak <strong>Tekke</strong> olarak vakfetmiş, yaklaşık altı ay kadar ikamet ettikten sonra da vefat etmiştir.<strong> İsmet Efendi&#8217;nin</strong>, müridlerine &#8220;Tekkeyi buldunuz ama galiba şeyhi kaybedeceksiniz&#8221; diyerek vefatını haber verdiği rivayet edilir. On altı sene kutbiyyet makamında bulunmuş bir mana eridir.</p>
<p><strong>İsmet Efendi Hazretlerinin</strong> irşad faaliyetleri, bilhassa ulema ve mülkiye sınıfı nezdinde çok etkili olmuştur. <strong>II. Abdülhamid</strong> dönemi Dahiliye Nazırı <strong>Memduh Paşa&#8217;dan</strong> Tophane Müşiri <strong>Zeki Paşa&#8217;ya</strong> kadar devrin ileri gelenlerinin pek çoğu kendisinden feyz almıştır. <strong>Sultan Abdülmecid Han</strong> da <strong>İsmet Efendi&#8217;nin</strong> dervişlerindendir. Hatta vefatında <strong>İsmet Efendi Tekkesi</strong> civarında bulunan Sultan Selim Camii bahçesine defnedilmesini, her cuma akşamı tekkenin şeyhi olan zat ve on kadar dervişin gelerek türbesinde hatm-i hacegan okumalarını vasiyet etmiştir.</p>
<p>Rivayet edildiği üzere <strong>Mustafa İsmet Efendi</strong> 60 kadar zata hilafet vermiştir. Yetiştirdiği halifeleri Tokat&#8217;ta, Bandırma&#8217;da, Bursa&#8217;da, Rumeli&#8217;nin birçok yerinde hakikat çerağını uyandırmışlardır. &#8220;Allah&#8217;ım bana vadetti; yoldan geçerken bu tekkenin kapısından bir kere muhabbetle bakanları dahi unutturmayacak, onlara şefaat edeceğim&#8221; buyururlarmış.</p>
<p><strong>İsmet Efendi&#8217;nin</strong> satın alarak dergah olarak vakfettiği <strong>Nurettin Paşa konağı</strong> yandığı için <strong>Hacı Ahmed Efendi&#8217;nin</strong> meşihati zamanında <strong>Memduh Paşa</strong> tarafından şimdi mevcut olan ahşap harem ve selamlık kısımları müceddeden inşa ettirilmiştir. Tevhidhane olarak kullanılan birer tonoz kubbeyle örtülü iki bölüme sahip  kagir bina tekkelerin seddinden sonra uzun süre metruk kalmış, nihayet <strong>Ali Haydar Efendi&#8217;nin</strong> damadı ve vekili <strong>Osman Nuri Efendi</strong> tarafından Anıtlar Yüksek Kurulu&#8217;nun da izniyle minare ve son cemaat yeri ilave edilip ortasındaki duvar kaldırılmak suretiyle 1958 yılında camiye çevrilmiştir. Dergahın geniş bahçesini üç taraftan çevreleyen taş duvarlardan cümle kapısını da barındıran kuzey kısmı 1992&#8217;de yolu genişletmek için yıkılmış yerine beton bir duvar inşa edilmiştir. Duvar üzerinde yer alan içten tonoz kubbeli dıştan çatı ile örtülü sarnıç da aynı yıkımda ortadan kalkmıştır.</p>
<p>Hazirede <strong>İsmet Efendi&#8217;nin</strong>, küçük mahdumu <strong>Abdullah Bahaeddin Efendi&#8217;nin</strong>, tekkenin postnişinlerinleri <strong>Dimetokalı Şerif Kudsi Efendi</strong>, <strong>Edirneli Hüseyin Kudsi Efendi</strong>, <strong>Kutbü&#8217;l İrşad Zağralı Halil Nurullah Efendi</strong> ile <strong>Nevrakoplu Hacı Ahmet Hilmi Efendi&#8217;nin</strong>, <strong>Memduh Paşa&#8217;nın</strong>, <strong>İsmet Efendi&#8217;nin</strong> hulefasından ve rical-i Devlet-i Aliyye&#8217;den <strong>Ali Sırrı Efendi&#8217;nin</strong>, yine hulefadan <strong>Süleyman Remzi Bey&#8217;in</strong>, ihvandan ve huzur-ı hümayun hocalarından <strong>Ahmed Hulusi Efendi&#8217;nin</strong> ve eski kadılardan <strong>Tikveşli Süleyman Remzi Bey&#8217;in</strong> kabirleri bulunmaktadır.</p>
<p><strong>Tekkenin</strong> son şeyhi Fatih dersiamlarından <strong>Ahıskalı Ali Haydar Efendi</strong>&#8216;dir. Dini ve manevi ilimlerde devrinin müstesna şahsiyetlerindendir. Memleketi Ahıska’da başlayan tahsil hayatı, akabinde zamanının en önemli ilim merkezlerinden biri olan Erzurum Bakırcı Medreselerinde devam etmiştir. Daha sonra İstanbul’a gelen <strong>Ali Haydar Efendi</strong>, Fatih Medreselerine intisab etmiştir. İlmi silsiledeki icazetini 1901 yılında <strong>Çarşambalı</strong> <strong>Ahmed Hamdi Efendi</strong>’den almış ve 1902’de Dersiam olarak ders vermeye başlamıştır. Bu arada Hukuk eğitimine devam etmiş ve 1906’da Medreset&#8217;ül-Kuzat’dan (Hukuk Fakültesi) mezun olmuştur. Daha sonra Fetvahane Fıkıh Müsevvidliği ve Sahn Medresesi Fıkıh Müderrrisliği vazifelerinde bulunmuştur. Huzur Dersleri başmuhatablığı gibi devrinin en mümtaz ilim meclislerinde yer alan <strong>Ali Haydar Efendi</strong>, aynı zamanda Mecelle Telif ve Tercüme Komisyonunun da üyesi idi.</p>
<p><strong>Tasavvuftaki</strong> yetişmesi <strong>Bandırma’lı Bezzaz Ali Efendi</strong>’dendir. Kendisine intisab ettikten sonra, ‘kitap ötesi ilimde de’ temayüz etmiş ve 1914’de müridlerin reyi ve Meşihat Makamının tayini ile irşad makamındaki hizmetine Çarşamba’daki bu mekanda devam etme hakkı tanınmış, ancak bir haksız engel sebebi ile buradaki hizmete başlaması 1919’u bulmuştur.</p>
<p>Tevhid inancı’nın anlaşılması ve yaşanması konusunda her zaman İslam’ın özünü teşkil eden yaklaşımı esas alan <strong>Ali Haydar Efendi</strong>, “Allah’ın insanları dış görünüşleriyle değil, ancak salih amelleriyle değerlendireceği” ilahi gerçeğini her vesile ile vurgulamıştır. <strong>Tasavvuf</strong> yolunun asla kalabalık taraftar toplama faaliyeti olmadığını şu ifadesiyle anlatırdı: “Bu yol, en berrak ve leziz suların aktığı bir çeşmedir, susayan gelir içer. Şeyhlik makamı ise talep edilmez, ancak ihsan edilir”. İçi her daim Hakk ile dışı halk ile içiçe mütevazı bir hayatı vardı. 1960 Ağustos&#8217;unda vefat ederek Edirnekapı Şehitliğinde sırlanmıştır.</p>
<p>Günümüzün önde gelen alimlerinden <strong>Emin Saraç Hocaefendi</strong> de <strong>Ali Haydar Efendi</strong> Hazretlerinin talebesidir. <strong>Ali Haydar Efendi&#8217;nin</strong> Fatih Dersiamlığı makamında icra ettiği klasik İslami eserlerin okutulması geleneğini bugün devam ettiren <strong>Emin Saraç Hocaefendi</strong>, aynı zamanda <strong>Eksel&#8217;li Bahrullah Efendi Hz.</strong> yoluyla <strong>İsmet Efendi Hazretleri&#8217;nden</strong> feyz alan Erbaa&#8217;lı Merhum <strong>Üzeyir Efendi&#8217;nin</strong> torunu, merhum <strong>Osman Saraç Hocaefendi</strong>&#8216;nin ağabeyidir. Rahmetli pederi Mustafa Hocaefendi tarafından, biri kız diğerleri erkek diğer dört kardeşi ile birlikte tek parti dönemindeki en zor zamanlarda okutularak hafız yetiştirilen <strong>Emin Saraç Hoca</strong> daha sonra Mısır&#8217;daki El-Ezher Üniversitesi&#8217;ne gitmiş ve çok zor şartlarda orada ilim tahsil etmiştir. Ezher&#8217;den döndükten sonra İslami ilimler alanında pek çok çalışmalar yapan ve şu anda önemli mevkilere gelmiş yüzlerce talebe yetiştiren <strong>Emin Saraç Hocaefendi</strong>, <strong>Fi Zılali&#8217;l-Kur&#8217;an</strong> adlı büyük tefsiri Türkçe&#8217;ye çevirmiştir.</p>
<p><strong>Emin Saraç Hocaefendi</strong>, gerek <strong>Ali Haydar Efendi&#8217;nin</strong> ilmi, tasavvufi ve insani yönlerinin tanınmasında ve gerekse bu mekanın tarihinin ve manasının anlaşılmasında başvurulacak en doğru canlı kaynaklardan birisidir.</p>
<p><strong>Ali Haydar Efendi&#8217;nin</strong> vefatından sonra damadı <strong>Osman Nuri Efendi</strong>, 33 sene bu mekanın hem maddi hem de manevi hizmetini görmüş, bu mekanın gerçekten de &#8220;insan hamurunun Rahman&#8217;ın rızası yönünde yoğrulup şekillendirildiği&#8221; bir irşad merkezi olmasını temin etmiştir. 1993&#8217;te <strong>Nuri Efendi&#8217;nin</strong> vefatından sonra, bu mekanda Ezher Üniversitesi ulemasından ve milletvekilliği dahil pek çok devlet makamında vazife ifa etmiş olan damadı <strong>Osman Saraç Hocaefendi</strong> hizmette bulunmuştur.</p>
<p><strong>Osman Saraç Hocaefendi&#8217;nin</strong> 1998&#8217;de vefat etmesinden sonra bu mekandaki hizmetlerin daha sistemli, sürekli ve yasal bir çerçevede sürdürülmesi gereğine binaen, <strong>Osman Saraç&#8217;ın</strong> iki mahdumunun da aralarında bulunduğu bu mekanın manası etrafında birleşen gerçek Bab-ı İsmet dostları tarafından &#8220;<strong>Yanyalı Mustafa İsmet Efendi Camii ve Müştemilatını Koruma, Eserlerini Araştırma ve Yaşatma Derneği</strong>&#8221; adı altında bir dernek kurulmuş, ve mekanın hem manevi hem de maddi değerlerini koruma ve geliştirme faaliyetlerine başlanmıştır.</p>
<p>Bu mekanın son tarihi şahsiyeti 15 Eylül 2001&#8217;de kaybettiğimiz <strong>Saide Nazlı Hanımefendi</strong> idi. <strong>Ali Haydar Efendi&#8217;nin</strong> kızı, <strong>Osman Nuri Efendinin</strong> zevcesi, <strong>Osman Saraç Hocaefendinin</strong> kayınvalidesi olan ve 84 yıllık hayatı boyunca Osmanlı&#8217;nın son devri ile Cumhuriyet tarihine tanık olan, babası <strong>Şeyh Ali Haydar Efendi</strong> vasıtası ile bir devrin kıymetli ve manevi şahsiyetlerini yakından tanıyan Saide Hanım, dergaha önemli hizmetlerde bulunmuş, sadece bu mekanın değil, İstanbul&#8217;un önde gelen hanımefendilerinden biri idi.</p>
<p>Bu tarihi mekan, Miladi 2011 Aralık, Hicri 1433 Muharrem ayında “<strong>İsmet Efendi Eğitim, Kültür, Yardımlaşma ve Tarihi Eserleri Koruma Vakfı</strong>” adı altında bir müesseseye kavuştu. Yapılagelen faaliyetlerin daha kapsamlı ve etkili olabilmesi için öncelikle daha önce dernek tarafından çizdirilmiş ve Koruma Kurulunca onaylanmış olan restorasyon projesinin uygulanma aşamasına gelinmiş, ve faaliyetlerin kapsamı genişletilmiştir.</p><p>The post <a href="https://www.ismetefendi.org.tr/mekanin-tarihcesi">Mekanın Tarihçesi</a> first appeared on <a href="https://www.ismetefendi.org.tr">İsmet Efendi Vakfı</a>.</p>]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Fotoğraf Galerisi</title>
		<link>https://www.ismetefendi.org.tr/fotograf-galerisi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsmet Efendi Vakfı]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 Nov 2022 13:53:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İsmet Efendi Vakfı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.ismetefendi.org.tr/?p=919</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160;</p>
<p>The post <a href="https://www.ismetefendi.org.tr/fotograf-galerisi">Fotoğraf Galerisi</a> first appeared on <a href="https://www.ismetefendi.org.tr">İsmet Efendi Vakfı</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<a href='https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2013/10/agaclar-1.jpg'><img loading="lazy" decoding="async" width="150" height="150" src="https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2013/10/agaclar-1-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail size-thumbnail" alt="" /></a>
<a href='https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2013/10/bahce1-1.jpg'><img loading="lazy" decoding="async" width="150" height="150" src="https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2013/10/bahce1-1-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail size-thumbnail" alt="" /></a>
<a href='https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2013/10/bahce2-1.jpg'><img loading="lazy" decoding="async" width="150" height="150" src="https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2013/10/bahce2-1-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail size-thumbnail" alt="" /></a>
<a href='https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2013/10/bahce3-1.jpg'><img loading="lazy" decoding="async" width="150" height="150" src="https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2013/10/bahce3-1-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail size-thumbnail" alt="" /></a>
<a href='https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2013/10/bahce4-1.jpg'><img loading="lazy" decoding="async" width="150" height="150" src="https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2013/10/bahce4-1-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail size-thumbnail" alt="" /></a>
<a href='https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2013/10/bahce5-1.jpg'><img loading="lazy" decoding="async" width="150" height="150" src="https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2013/10/bahce5-1-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail size-thumbnail" alt="" /></a>
<a href='https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2013/10/cami1-1.jpg'><img loading="lazy" decoding="async" width="150" height="150" src="https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2013/10/cami1-1-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail size-thumbnail" alt="" /></a>
<a href='https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2013/10/cami2-1.jpg'><img loading="lazy" decoding="async" width="150" height="150" src="https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2013/10/cami2-1-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail size-thumbnail" alt="" /></a>
<a href='https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2013/10/camiic-1.jpg'><img loading="lazy" decoding="async" width="150" height="150" src="https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2013/10/camiic-1-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail size-thumbnail" alt="" /></a>
<a href='https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2013/10/eski-1.jpg'><img loading="lazy" decoding="async" width="150" height="150" src="https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2013/10/eski-1-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail size-thumbnail" alt="" /></a>
<a href='https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2013/10/icmekan-1.jpg'><img loading="lazy" decoding="async" width="150" height="150" src="https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2013/10/icmekan-1-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail size-thumbnail" alt="" /></a>
<a href='https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2013/10/kabir1-1.jpg'><img loading="lazy" decoding="async" width="150" height="150" src="https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2013/10/kabir1-1-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail size-thumbnail" alt="" /></a>
<a href='https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2013/10/kabirler-1.jpg'><img loading="lazy" decoding="async" width="150" height="150" src="https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2013/10/kabirler-1-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail size-thumbnail" alt="" /></a>
<a href='https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2013/10/kisgoruntu1-1.jpg'><img loading="lazy" decoding="async" width="150" height="150" src="https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2013/10/kisgoruntu1-1-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail size-thumbnail" alt="" /></a>
<a href='https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2013/10/kisgoruntu2-1.jpg'><img loading="lazy" decoding="async" width="150" height="150" src="https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2013/10/kisgoruntu2-1-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail size-thumbnail" alt="" /></a>
<a href='https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2013/10/kutuphane-1.jpg'><img loading="lazy" decoding="async" width="150" height="150" src="https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2013/10/kutuphane-1-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail size-thumbnail" alt="" /></a>
<a href='https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2013/10/manzara-1.jpg'><img loading="lazy" decoding="async" width="150" height="150" src="https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2013/10/manzara-1-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail size-thumbnail" alt="" /></a>
<a href='https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2013/10/yukardancekim-1.jpg'><img loading="lazy" decoding="async" width="150" height="150" src="https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2013/10/yukardancekim-1-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail size-thumbnail" alt="" /></a>

<p>&nbsp;</p><p>The post <a href="https://www.ismetefendi.org.tr/fotograf-galerisi">Fotoğraf Galerisi</a> first appeared on <a href="https://www.ismetefendi.org.tr">İsmet Efendi Vakfı</a>.</p>]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ali Haydar Efendi’nin Cenaze Namazı</title>
		<link>https://www.ismetefendi.org.tr/ali-haydar-efendinin-cenaze-namazi</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsmet Efendi Vakfı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 28 May 2022 20:26:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[HABERLER]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.ismetefendi.org.tr/?p=867</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ahıskalı Şeyh Ali Haydar Efendi, 27 Mayıs İhtilali sonrası 1 Ağustos 1960 tarihinde vefat ettiğinde devrin şartları gereği daha önceden Fatih Camii haziresinde hazırlanan ve resmi izni de alınan kabrine defnedilemedi. Örfî idare tarafından yıllarca ders okuttuğu Fatih Camii’nde cenaze namazının kılınmasına da izin verilmedi. Yakınlarının müracaatıyla Sultan Selim Camii’nde namazının  kılınması, Edirnekapı Sakızağacı Şehitliği’nde [...]</p>
<p>The post <a href="https://www.ismetefendi.org.tr/ali-haydar-efendinin-cenaze-namazi">Ali Haydar Efendi’nin Cenaze Namazı</a> first appeared on <a href="https://www.ismetefendi.org.tr">İsmet Efendi Vakfı</a>.</p>]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ahıskalı Şeyh Ali Haydar Efendi, 27 Mayıs İhtilali sonrası 1 Ağustos 1960 tarihinde vefat ettiğinde devrin şartları gereği daha önceden Fatih Camii haziresinde hazırlanan ve resmi izni de alınan kabrine defnedilemedi. Örfî idare tarafından yıllarca ders okuttuğu Fatih Camii’nde cenaze namazının kılınmasına da izin verilmedi.</p>
<p>Yakınlarının müracaatıyla Sultan Selim Camii’nde namazının  kılınması, Edirnekapı Sakızağacı Şehitliği’nde defni için müsaade alınabildi. Cenaze namazı 2 Ağustos günü Sultan Selim Camii’nde talebelerinin ve sevenlerinin iştirakiyle Mahmud Sami Efendi tarafından kıldırıldı. Vefatı ve cenaze namazı, 3 Ağustos 1960 tarihli son Havadis gazetesinde aşağıdaki gibi verildi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2022/05/gazete1-1.jpg" rel="Lightbox"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-643" style="border: 3px solid #c48e48;" alt="tekke1" src="https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2022/05/gazete1-1.jpg" width="295" height="180" /></a> <a href="https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2022/05/gazete2-1.jpg" rel="Lightbox"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-643" style="border: 3px solid #c48e48;" alt="tekke3" src="https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2022/05/gazete2-1.jpg" width="295" height="180" /></a></p>
<p><a href="https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2022/05/gazete3-1.jpg" rel="Lightbox"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-643" style="border: 3px solid #c48e48;" alt="tekke1" src="https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2022/05/gazete3-1.jpg" width="295" height="180" /></a> <a href="https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2022/05/gazete5-1.jpg" rel="Lightbox"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-643" style="border: 3px solid #c48e48;" alt="tekke3" src="https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2022/05/gazete5-1.jpg" width="295" height="180" /></a></p>
<p><a href="https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2022/05/gazete6-1.jpg" rel="Lightbox"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-643" style="border: 3px solid #c48e48;" alt="tekke1" src="https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2022/05/gazete6-1.jpg" width="295" height="607" /></a> <a href="https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2022/05/gazete7-1.jpg" rel="Lightbox"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-643" style="border: 3px solid #c48e48;" alt="tekke3" src="https://www.ismetefendi.org.tr/wp-content/uploads/2022/05/gazete7-1.jpg" width="295" height="607" /></a></p><p>The post <a href="https://www.ismetefendi.org.tr/ali-haydar-efendinin-cenaze-namazi">Ali Haydar Efendi’nin Cenaze Namazı</a> first appeared on <a href="https://www.ismetefendi.org.tr">İsmet Efendi Vakfı</a>.</p>]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
